“Kafamda bir tuhaflık var.” dedi Mevlut. “Ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi.”
“Ben yanındayken bir daha asla öyle hissetmeyeceksin.” dedi Rahiya anaç bir tavırla. Mevlut çayhanenin camlarında yansıyan Rahiya’nın hayalinin kendisine şefkatle sokulduğunu görüp bu anı hiç unutamayacağını anladı.
“O günlerde arapsaçına dönmüş yüreğinin sonuna dek bocalamaya mahkum olduğunu biliyordu… Albay Marquez “Yüreğini kolla, Aureliano,” dedi, “ölmeden çürüyorsun.”
Kendilerine sunulmuş yetmiş, seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğinde göre, ellerine kalan elli yılı, itişip kakışarak, dövüşerek, sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntılara ve kayıplara hayıflanarak heba etmek için mi dünyaya yollanmıştı insanoğlu?
“Ne ki henüz uzağım onlara ve benim anlamım hitap etmiyor onların duyularına. İnsanların gözünde henüz ortada bir yerdeyim, bir çılgınla bir ceset arasında.”