10/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 10:14
꧁ঔৣ₭łⱤ₥łⱫł ₲ÜⱠⱠɆⱤ Ç₳฿Ʉ₭ ₴ØⱠ₳Ɽ ☬ঔৣ꧂ 𝑪𝒆𝒚𝒅𝒂 𝑲𝒂𝒍𝒆𝒏𝒅𝒆𝒓 ~~~ᴹᴱⱽˢİᴹ ᴮᴬᴴᴬᴿᴰᴵᴿ ᴬŞᴷᴵᴺ ~~~ Merhaba, bugün sizlere çok ama çok sevdiğim o serinin final kitabi ile geldim.. Öncelikle sevgili yazarımız Cey yüreğine kalemine sağlık. Böyle güzel,hayran olunası bir dönem ve aşk kurgusunu hiç bıkmadan, ilk kitaptan itibaren aynı heyecanla bize okuttuğu için teşekkür ediyorum. Öyle bir serüvendi ki Alacalı ve Zümrüt ün hikayesi! Eğer okumamış olanlar varsa şimdiden gözü kapalı tavsiyemdir. İyi ki okudum diyeceksiniz müthiş bir seri sizi bekliyor! İlk kitaptan itibaren bizi dönemin içine çeken kurgusu ile kapıldık onların rüzgarına. Soylu zengin köklü bir ailenin içinde büyümüş olan Akın Vahit Tamtürk ün sıradan bir mahalleye taşınması ve kapısını aşure vermek için çalan Zümrüt Ayten ile başlayan çetin bir aşk hikayesi.Bu öyle bir aşk oldu ki, ne sosyal sınıflar ne de ülkenin içinde bulunduğu siyasal etkenlerin altında azaldı. Aşklarının verdiği sınav oldukça zordu, her ayrılıklarında kalbim paramparça oldu. Hele Leyla o beni Zümrüt ile beraber bitirdi:)) Ama karşılaştıkları tüm güçlüklere karşı kalplerindeki sevgi katlanarak büyüdü araya giren ayrılıklar, üzüntüler,yalnızlıklar ve kayıplar onları birbirinden asla koparamadı. Ve şimdi 'Mevsimi Bahardır Aşkın' mutluluğu en çok hak eden onlar için geldi. Üçüncü kitabın ardından tekrar ayağa kalkan çift ile mutluluğa kucak açıyoruz. Belki serinin başladığı andan itibaren onlarda görmek istediğimiz her şeyi bu kitapta yakalıyoruz. Harika bir düğün ile evlendiriyoruz ve hep hayal ettikleri İtalya ve Paris seyyahati rüya gibi geçiyor. Onların etrafında onları çok seven ömürlük dostları ile o çok istedikleri, evlat hasretiyle yandıkları günler de son buluyor. Onları anne baba olarak okumak o kadar keyifliydi ki... Kalbimde bambaşka bir
Kırmızı Güller Çabuk Solar 4Ceyda Kalender · Artemis Yayınları · 202634 okunma
Puan vermedi
Tülay Yıldız Akgül, Bir İdeoloji Taşıyıcısı Olarak Mit ve Tragedya, Yedi: Sanat, Tasarım ve Bilim Dergisi, S. 11, Kış 2014, 1-16. Sophokles tragedyalarında tanrılardan ve akıldışı varlıklardan daha az yardım ister. Çünkü onun karakterleri, bilgisine, aklına ve deneyimlerine güvenmektedir. Kişi, temsil ettiği gücün hakkını ararken özgür sayar kendini. Önemli olan bu özgürlüğü kullanırken, vicdanına, ya da yasalara karşı görevini yerine getirirken kamu yararını gözden uzak tutmamalıdır.Sophokles, birçok oyununda güçler dengesi, devletin kurumsal olarak işleyişi, siyasal otoriteye karşı çıkma hakkını savunmakla birlikte; bilgi, ahlâk, sağduyu ve erdem’i, kişiyi ve devleti yücelten değerler olarak karşımıza çıkarmış ve mitoslardaki konuları alışılmış olanın dışındaki durumlarla sergilemiştir. Varolan sistemin ideolojik olarak savunuculuğunu da yapan Sophokles, kendi dönemindeki demokrasi anlayışını büyük ölçüde benimsemiş ahlâk, erdem, dostluk ve sevgi gibi kavramlarla tragedya kahramanlarını bunların taşıyıcısı olarak kullanmıştır. Her toplumda iki tarafında olduğunu düşünecek olursak; yeni fikirler ve ahlaki iç görüler getiren etkilerle, geçmişin değerlerini korumaya çalışan kurumlar karşı karşıya gelecektir. Yeni fikirler, eski biçimler, değişim, istikrar, var olan kurumlara saldırı ve bunu koruyan otoriter bakış olmasa hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz. Bu nedenle tragedya oyunlarında bu değerlerin, kurumların hepsini görürüz. Yazar da bunları karşı karşıya getirerek ya yeni bir fikir sürer ya da varolan eski biçimi bir şekilde devamı için över. Çatışmanın vazgeçilmez öğesi de budur. Ancak Sophokles bu çatışmanın sonucunda birey tragedyalarına önem verir ve kahramanları üzerinden mesajını aktarır. İki karşıt güç olan tanrısal ya da toplumsal alınyazısı yer
Sophokles'ten Stoppard'a İroni ve Dram SanatıBeliz Güçbilmez · Deniz Kitabevi · 20054 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Balinanın Ölümünün derin anlamı kıyıya vuruyor
6/10
·240 syf.·
2026 3. kitabı
Elizabeth O'Connor (d. 1991, Birmingham), çağdaş İngiliz edebiyatının genç yazarlarından biridir. Durham Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı eğitimi almış ve King’s College London’da Shakespeare üzerine yüksek lisans yapmış. Sonrasında Birmingham Üniversitesi’nde Amerikalı modernist romancı/şair Hilda Doolittle ve onun kıyı manzaraları yazıları üzerine yoğunlaştığı doktorasını tamamlamış. Edebi kariyerine kısa öykülerle başlayan O'Connor, 2020'de "Woman with a White Pekingese (2019)" (Beyaz Pekinezli Kadın) adlı öyküsüyle White Review Kısa Öykü Ödülü’nü kazanarak geniş bir çevrede tanınmış. Bir de "Sınır Bölgeleri" anlamına gelen "Gororau (Borderlands) (2021)" adlı Granta edebiyat dergisinde yayımlanan, peyzaj ve sınır temalı bir öyküsü bulunuyor. Uluslararası edebiyat sahnesine hızlı bir giriş yapmasına vesile olan yazarın ilk romanı olan "Whale Fall / Balinanın Ölümü (2024)", 1930’lar Britanya’sında izole bir ada topluluğunda yaşayan genç bir kızın iç dünyasını merkeze alıyor. Roman, yalnızlık, aidiyet, doğa karşısında insanın kırılganlığı ve içe kapanan topluluk konularını şiirsel ve derin bir dille ele alıyor. 1938 yılında Galler'in ücra bir adasına vuran bir balinanın, ada halkı ve genç Manod üzerindeki etkilerini okuyoruz. Yazarın akademik arka planını, metnin yapısal titizliğinde ve sembolik derinliğinde belirgin biçimde hissettim. Balinanın Ölümü, eleştirmenlerce güçlü bir ilk roman olarak değerlendirilip ve çağdaş İngiliz edebiyatında doğa ve birey ilişkisini yeniden düşünmeye davet eden önemli eserler arasında gösterilmiş. Bu sebeple The Observer tarafından "Yılın En İyi 10 Çıkış Romanı"ndan biri olmuş ve Betty Traskve Chautauqua gibi önemli edebiyat ödüllerini de kazanmış. "Manod Llan", (d. 20 Ocak 1920) 18 yaşında, adada babası ve küçük kız kardeşiyle "Gül Kulübesi"nde
Edebiyat
Balinanın ÖlümüElizabeth O'Connor · Timaş Yayınları · 2024221 okunma
Uzun İnce Bir Yoldayız.. Gidiyoruz Gündüz Gece..
8/10
·217 syf.·
2026 6. kitabı
“𝐔𝐳𝐮𝐧, 𝐤𝐚𝐥ı𝐧, ç𝐨𝐤 𝐝üğ𝐦𝐞𝐥𝐢 𝐛𝐢𝐫 𝐩𝐚𝐥𝐭𝐨 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐝üşü𝐧ü𝐫𝐝ü𝐦 𝐡𝐞𝐩 𝐭𝐫𝐞𝐧𝐢. 𝐁𝐢𝐫 𝐝𝐞 𝐤𝐚𝐥𝐩𝐚𝐤𝐥ı 𝐞𝐥𝐛𝐞𝐭𝐭𝐞. 𝐒𝐞𝐫𝐭 𝐢𝐤𝐥𝐢𝐦𝐥𝐞𝐫𝐝𝐞, 𝐮𝐳𝐚𝐤 𝐜𝐨ğ𝐫𝐚𝐟𝐲𝐚𝐥𝐚𝐫𝐝𝐚, 𝐬𝐚𝐧𝐤𝐢 𝐛ü𝐭ü𝐧 𝐡𝐚𝐥𝐤 𝐭𝐫𝐞𝐧𝐝𝐞 𝐲𝐚şı𝐲𝐨𝐫𝐦𝐮ş 𝐠𝐢𝐛𝐢 𝐠𝐞𝐥𝐢𝐫𝐝𝐢 𝐛𝐚𝐧𝐚 𝐛𝐢𝐫 𝐝𝐞.” [s.146] =========== Haydar Ergülen'den okuduğum ilk eser. Yazar kitabında, insanın maziyle en güzel bağlarından birini sembolize eden tren hakkında derlediği yazılara yer veriyor. Elli başlık var, evet toplam elli başlık, hepsinde de trenle ilgili duygularını, düşüncelerini, kısacası sevdasını anlatıyor. Öyle güzel yazılar ki, bir tren yolculuğunda okurla sohbet eder gibi içten bir atmosfer oluşturuyor. Yazar, insan yaşamını 'yolda olmak'la ifade ediyor ve tam olarak tren yolculuğu ile özdeşleştiğini düşünüyor. Çocukluk masumiyetiyle yola çıkıp insan olmanın kaçınılmaz yönü olan acılarla bu masumiyet ve mutlulukları harmanlayarak bu yolculuğu saf bir duygusal bağla ilerletiyor. Yolda anlattıklarıyla hayatla kurulan bağın misallerini de sunuyor. İçinde tren geçen ne kadar yazı, şiir, söz varsa yolculuğuna dahil ediyor. Edip Cansever, Nazım Hikmet, Aşık Veysel, Tanpınar, Gülten Akın, Gabriel Garcia Marquez (ki ona bir yazı başlığı ve trende fotoğrafıyla yer veriyor) ve tanımadığım birçok ismi misafir ediyor. Bazen maziye, oradan mekana geçiyor; bazen garda, tren vagonunda, bir duygudan maziye götüren, oradan an'a taşıyan bir yolculuğa; bazen de zamanın kendisine dalıyor, kayboluyor, zamanı yitiriyor, kayıp zamanı trenle arıyor.. Kitabın sol sayfaları trenle ilgili fotoğraflara ayrılmış. Kimi uzaktan kimi yakından çekilmiş trenler, raylar, istasyonlar; tren garında bekleyen insanlar, doğanın içinden geçen, buharı tüten trenler.. Her bir fotoğraf yazılara çok güzel eşlik ediyor. Baştaki alıntıda olduğu gibi, yaşamın her noktasında trenin temsilini birliktelik, korunaklı, güvende olma
Edebiyat
İnce TrenHaydar Ergülen · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201874 okunma
Kırmızı Güller Çabuk Solar
8/10
·640 syf.··
Beğendi
·
2025 74. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 16:15
"𝐒𝐞𝐧 𝐢𝐧𝐬𝐚𝐧ı 𝐜𝐚𝐲ı𝐫 𝐜𝐚𝐲ı𝐫 𝐲𝐚𝐤𝐚𝐧 𝐛𝐢𝐫 𝐚𝐭𝐞ş 𝐩𝐚𝐫ç𝐚𝐬ı𝐬ı𝐧." 1980 yıllarında, sağcı-solcu siyaset konusunu barındıran, o zamanlardaki kargaşaya ve aynı zamanda aşkı anlatan bir kitap Ayten Zümrüt Özsoy, 20 yaşında, 6 kardeşi olan, babası yüzünden ablasıyla liseden alınan, hayalleri yarım kalan, zorluklar içinde hem kendine hemde kardeşlerine yetişmeye çalışan bir karakter. Babasının kızları hor görüp evin tek erkek çocuğuna gözbebeği gibi yetiştirmesi, kızların ise belli bir kural içerisinde yaşamasına izin veren, çoğu gece başka bir kadına giden, içip içip eve gelip onlara şiddet uygulama derken aslında Zümrüt için bu darp'ın başka bir yokluğa sebep açması sonucu hayatı kararan bir aileVe bu evin altında yaşanan onlarca şeye göz yuman, 'erkektir yapar' diyen mahalleli... Ve bu mahalleye taşınan bir Siyatçinin oğlu Akın Vahit Tamtürk Babası zoruyla Psikoloji okuyan ama bir yandan da kendi istediği Gazetecilik bölümün aynı anda götüren, babasından kaynaklı sorunlardan dolayı Dilektaşı Mahallesine taşınan, tek başına ayakları üstünde duran bir karakter. Dilekteşı Mahallesi'ne taşındıktan sonra Sessiz ve gizemli olduğu için herkese göre 'Dilsiz Ajan' lakabı kendisine konulur. O mahallede ise gözüne Ayten Zümrüt'ü kestirir Kitap bundan sonra başlıyor Kitapta yer yer sinirlerime hakim olamadığım her sayfasında baba denilen şahsiyete küfürler yağdırdığım, bazende Ayten ve yaşadıklarına bolca ağlamalı bir okuma seansım oldu. Genel olarak kitabın konusu ve işleyişini beğendim sadece bir tık yavaş ilerleyen bir anlatım dili vardı En sevmediğim karakter Ayten ve Akın'ın babaları oldu tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş misali. Bir insan ne kadar kötü olabilir dedikçe yeni olayların çıkmasına şok oluyorum. Bir bırakında insanlar mutlu olsun nedir bu baskı? Kendi yaptıklarınızı hiç
1000Kitap
Kırmızı Güller Çabuk SolarCeyda Kalender · Artemis Yayınları · 2024205 okunma
Ahmet Ümit - Sultanı Öldürmek
8/10
·584 syf.··
2025 9. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 09 Temmuz 2025 22:50
Kitap F.S.M dönemi ile eş zamanlı anlatılan Müştak Serhazin'in başından geçenleri konu ediniyor. Müştak kitabın ana karakteri ve tarih profesörü, yıllar sonra 21 yıldır görmediği eski sevgilisinden gelen telefonla her şeyi değişir. Eski sevgilisi Nüzhet de tarih profesörüdür ve akıl almaz bir olayın peşindedir "Sultan'ın katil olup olmadığı". Kitap tarihte yaşanan F.S.M dönemi ile Nüzhet ve Müştak bahsini eş zamanlı anlatıyor, tarihi gerçekler, İstanbul'un fethi, 2. Murat, Fatih Sultan Mehmet gibi... Ama bir sorun var ki kitap boyunca bu sorundan doğabilecek bir gizemin peşinden sürükleniyorsunuz; Müştak psikojenik füg hastası. Yani kısa süreli ama hiçbir şey hatırlatmayan hafıza kaybı diyebiliriz. Eski sevgilisinin ölümünden bu hastalık sebebiyle kendisi mi sorumlu başkası mı bilemiyor ve bu süreçte herkesten şüpheleniyor. Yine en sevdiği hocası profesör Tahir Hakkı'yı kaybetmesi, Nüzhet'in yardımcısı Akın'ın ölesiye dövülmesi de ondaki soru işaretlerini artıyor. Kitap sonunda katil ortaya çıkıyor tabii ki . Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim, Müştak'ın hayata dair ve içsel bazı sorgulamaları, aynada karşısına çıkıp duran iç sesi insanı derinden düşündürüyor. Ahmet Ümit
1000Kitap
Sultanı ÖldürmekAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202124,7bin okunma