''Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüz, oğul. Hırsımız, sabırsızlığımız, bencilliğimiz. Önce bu yüzden küçülüyor, sonra da dünyayı çok büyük görüyoruz.''
Biçimsel olarak, iki mektup metnine geçiş haricinde, içinde bölüm barındırmaması ve kurgu sonunda 300 sayfalık bir mektup olduğunun anlaşılmasıyla; dünya klasikleri arasında dahi ayrı bir yer tutan bu eser, Fransız romancılığının temel yapı taşlarından olabilecek nitelikteydi. Tüm Fransız romanlarında olduğu gibi başlangıç aşamasında odaklanması zor olsa da, üslup bakımından adeta bir film akıcılığındaydı. Yazarın duyguları ve nesneleri betimlemedeki ustalığı, bu akıcılığın başlıca etkeniydi.
‘‘Gözlerim kumaşı deldiğinde sırtını ikiye ayıran güzel beni yeniden görüyordum; sütün içindeki sineği andıran bu ben, balodan beri, hayal gücü ihtiraslı, yaşamları iffetli olan gençlerin uykularını adeta sırılsıklam eden o karanlıkların içinde, daima geceyi alevlendiriyordu.’’ (s.31) Kısmından hareketle, Balzac’da Klasik edebiyatın imgelerini ve etkisini hissetmek mümkün oluyor. ‘‘Her şey olmayan âşık hiçbir şeydir.’’ (s.181) ifadeleriyle de Divan şairlerimizin, edebiyat denen ve bakıldığında kâğıttan yıldızlarla örülü uzay boşluğuna gönderdikleri feryatlar; okuyucunun zihninde bir kez daha canlanıyor.
‘‘Asil ruhlarda acılarını dile getirmelerini engelleyen bir utanç duygusu vardır, sevgi dolu bir merhametle kaderlerinin derinliğini sevdikleri kişilerden gizlerler’’ (s.174) İfadesiyle de artık günümüzde asil ruhların neslinin tükenmeye vardığını görüyoruz. Bugün, insanların sessiz kalması erdemden değil, konuşacak bir sözünün olmamasından kaynaklıdır. Bazı zamanlarda, neredeyse, karamsar bir suskunluğa kapılan insanların; sizi en zayıf gördükleri yerde nasıl da pervasızcasına ısırgan kelimelerini yüzünüze kustuklarını elbet bir gün görürsünüz.
Yazarın insan tanımındaysa ‘‘İnsan madde ve ruhtan oluşmuştur; hayvanlık onda son bulur ve meleklik onda başlar. Önceden sezdiğimiz,