Eren, açlıktan ermiştir huzur-i hazret-i Hakk’a Bilen açlıkta bilmiştir ulum-i bahr-i irfanı Kamu açlıktadır devlet saadet izzet-ü lezzet” bbnhaber.com.tr/kose-yazisi/118...
"Lakin içten içe, içi bilerek, biliriz ki sarıp sarmalanacağız. Muhabbetten inşa bir saçağın altında kanatlar takınacağız. Şairin “Ve kalp uzun süren görmeyişleri/ Kuru bir yaprağı kaldırır gibi kaldırırdı” satırlarının gerçekleşmesine şahit olacağız. Ve hakikaten de öyle olur. O insanda ne ayrılığın imasını ne de aranıp sorulmamanın sitemini görürüz. Halisane bir tavırla, göz bebeklerini ışıldatan bir gülümsemeyle karşılaşırız ve kucaklaşırız. Bu her şeye değer işte. Hayatta böyle bir insana sahip olmak ne geniş bir saadettir. Ve geriye böyle bir insana karşı bizim de tıpkı öyle olmamız kalır. Ve hatırda tutmak gerekir ki muhabbet kaybolmasa da yorulur."
Kahr Hevenkleri

A

@Birrseyyah
·
Kim bize "kederlenme" dediğinde içimiz bir nebze hafifler? Elbette hâlden anlayan biri dediğinde. Hâlden anlamak, daha önce o hâlin binbir türlüsünü görmüş, yaşamış ve hatta yenmiş kimse demektir kanaatimce. Yoksa sadece dinlemek, anlıyorum demek, yanında olduğunu belirtmek hâlden anlamak olmasa gerek. Ne hâl sahibi olmak ne de hâlden anlamak bu kadar "ucuz" bir şey değil. Bu sebeple belki de düşünmeliyiz: Çevremizde bize "Kederlenme!" dediği vakit ayaklarımıza yeni bir kuvvet getiren kim var? Yakınımız sandığımız o insanlar, o kalabalıklar, o koca kervan arasında kimler var? Bir kedere düştüğümüzde "Yaşadım ve bildim, o yüzden diyorum ki kederlenme!" diyebilecek hâl sahibi kimlerle dostuz, yakınız, arkadaşız? Sanırım demir leblebi bir soru.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Huzurun yanında sıkıntılar, suyun yanında ateş var. Güzelin yanında bir çirkin, inşirahın hemen yanında bir bela. Saadetin yolu kederden, kederin yolu da saadetten geçiyor. Böylece birini yalnız başına yaşayamıyorsun bu dünyada, muhakkak yanında zıddı da var." Cihan Çetinkaya
Hayata Dair
Aşkın bir adı da yorulmamaktır.
AŞK RİSALESİ ​Dirilmek yeniden Yerin uyanması gibi, kımıldaması gibi toprağın Bulutları yarması gibi gün ışığının Yağmurun ansızın boşanması Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması Erimesi gibi karların ve buzulların Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların. ​Dirilmek yeniden Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi Kandan kinden öfkeden Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi Sürekli lekelendiğimiz, çözülmeye terkedildiğimiz Bir bataktan çıkar gibi. ​Yürürken, otururken, yatarken Hep çürümek durumunda kalmış Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz Dokunduklarımız için ellerimiz. ​Belli bir bozgun yaşamışız Her şeye ölüm dadanmış sanki Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar Çocukluk kalkmış dünyadan gibi Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki. ​Aşkın son saltanatını yaşamak için mi ey kalbim Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi? Bu başkaldırma kanatlanma. ​Durmadan geçiyordu o zamanlar
"Hayat bizi yalancı çıkarana dek, bulduğumuz cevapları doğru sanırdık.”
"Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur’ân ve iman ehlinden eyle Âmin. Allahım, Efendimiz Muhammed’e ve âline ve ashâbına, Kur’ân’ın ilk indiği günden kıyametin kopmasına kadar onu okuyan herbir okuyucunun okuduğu herbir kelimenin hava dalgalarının aynalarında Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca salât ve selâm et. Ve bunlar adedince, bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün mü’minlere rahmetinle merhamet et, ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Âmin. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun." — Sözler, Sekizinci Söz, Arabi dua metni tercümesi
Reklam
Reklam