Hangi vicdandır ki türlü türlü eksiklerle kusurlu hâle gelen bu fânî güzelliğin ötesinde her türlü ayıp ve kusurdan uzak ebedî bir varlık (vech-i bâkî) olduğunu düşünmesin? Hangi kalptir ki bulanıklık ve kaygı ile dolu olan bu gelip geçici saadetten sonra mümkün olan emellerin tecelli yeri olan saadet sahasını tasvirle meşgul olmasın?
"Hâcegân yolunda halvet der-encümen (halk içinde Hak ile olmak) esastır. Bu yüce tâife, yollarını bu esas üzerine binâ etmişlerdir. Bu kâide; "Öyle erler vardır ki onları ne ticaret ne de alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoyabilir..." (en-Nûr, 37) âyetinin saâdet dolu mânâsından çıkarılmıştır."
Hünkarım; zuzenep ilk görüldüğünde Kabil, Habil'i katletmişti derler. Keza Nuh Tufanı'nda çalkanan gemiyi günlerce gökten bir kuyruklunun izlediği rivayettir. Belki de Nemrut lainin İbrahim Halilullah'ı ateşe attığı gece bu kuyruklu onları seyrediyordu. Ad ve Semud kavimlerini helak eden ateş topu da belki bir kuyrukluydu, bilemiyoruz. Ezcümle bu kulunuz derim ki gördüğümüz kuyruklu bize zinhar saadet getirmeyecektir. Kaldı ki halkınızın çoğu benim gibi bilir. Onların teskinine bakılması gerekir."