Her ailede ya açıktan açığa konuşulabilen ya da açıkça konuşulamayan ama herkesin uyması gereken gizli kurallar vardır. Aile ne kadar sağlıksız ise kurallar o kadar gizlidir, örtüktür ve bilinçaltına itilmiştir. Fakat açık veya örtük mutlaka kurallar vardır. Kuralsız aile yoktur.
…kalıplanmış insanın, kendi özüyle olan ilişkisinden çok, dış dünya ile, başkalarının beklentileriyle olan ilişkisine önem verdiğini görüyoruz. Kalıplanmış insanın yaşamında baskın olan, toplumun kendinden beklediğidir. Bu beklentileri sürekli birinci planda tuttuğu için iç dünyasında olup bitenleri ikinci plana atar.
Kalıplanmış insan psikolojik bakımdan zaten çok yalnız. Onun için sosyal bakımdan yalnız kalmak istemez. Çevresinde sürekli insan bulundurmak ister… Kendi iç dünyasıyla dostluk kuramamış insan içindeki yalnızlığı başkalarıyla kurduğu ilişkilerle doldurmak ister.
Yetişkin çocuk, kendi içindeki psikolojik boşluğu sanki kendisine ait eski eşyaları tutarak telafi etmeye çalışır. Bu nesnelere bir tür bağımlılık geliştirir… Çocukluğunda bulamadığı güven duygusunu, aşina olduğu eşyaları toplayarak gidermeye çalışır…
Duygusal olgunluğunu tamamlayamamış kişinin içinde, kendinin de tam anlayamadığı doldurulamayacak bir boşluk vardır… Bu boşluk, mutsuzluk olarak kişinin yaşamına yansır. Kişi mutsuzdur. Bu mutsuzluğun kaynağını ise dışarıda bir ‘nesne’de, ‘olay’da ya da ‘kişi’de bulur…