Puan vermedi·272 syf.··
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 11:20
Aslında hepimizin zaman zaman sığ sulara düşen öz değerimizi yeniden keşfetmemiz için yazılmış oldukça samimi ve derinlikli bir rehber niteliğinde. Yazar, öz saygıyı sadece havalı bir kavram olarak değil, mutluluğun ve sağlıklı ilişkilerin temelindeki görünmez çapa olarak tanımlıyor. Kitap, günümüzde pek çoğumuzun yaşadığı o yetersizlik hissinin, aslında kendimize nasıl davrandığımızla doğrudan ilişkili olduğunu çok naif bir dille anlatıyor. İlişkilerimizde neden sınırlarımızı koruyamadığımızdan, başkalarının onayına neden bu kadar ihtiyaç duyduğumuza kadar pek çok içsel düğümü bir bir çözmeye çalışıyor. En önemlisi de, öz saygının sabit bir kader değil, üzerine çalışıldıkça güçlenen, tıpkı bir kas gibi zamanla geliştirilebilecek bir yetenek olduğunu bizlere hatırlatıyor. Kendi değerini dışarıdaki başarılarda değil, kendi içindeki şefkatte bulmayı öğrenmek isteyenler için adeta bir yol haritası çiziyor; hatalarımızla, eksiklerimizle ve tüm insan halimizle kendimizi kucaklamamızın ne kadar iyileştirici olduğunu vurguluyor. Öncelikle, eğer hayatın akışında kendini sürekli başkalarıyla kıyaslarken buluyorsan, hayır demen gereken yerde “evet” diyerek kendi sınırlarını ihlal ediyorsan veya aynaya baktığında kendine karşı oldukça acımasız bir yargıçtan farkın kalmadığını hissediyorsan, bu kitap sana çok iyi gelecek. Hayatındaki o içsel huzursuzluğu dindirmek, toksik ilişkilerin yarattığı yorgunluğu atmak ve en önemlisi kendi hayatının başrolünde başkalarının alkışına ihtiyaç duymadan da mutlu olabilmeyi öğrenmek istiyorsan senin için harika bir dönüm noktası olabilir. Kendine daha şefkatli bir gözle bakmak, duygusal olarak daha dirençli olmak ve hayatındaki tüm ilişkileri çok daha sağlıklı olacaktır. Sadece teorik bilgilerden oluşan sıkıcı bir kişisel gelişim kitabı değil;
Öz Saygı DersleriYoon Hong Gyun · Timaş Yayınları · 202660 okunma
10/10
·311 syf.··
2026 61. kitabı
İçindeki Uyuyan Güzeli Uyandır klasik bir hikâye anlatmaktan çok, adım adım bir “kendini dönüştürme rehberi” gibi ilerliyor. Kitapta ana fikir, insanın hayatında yaşadığı tıkanmaların dış dünyadan değil, büyük ölçüde kendi zihinsel kalıplarından kaynaklandığı ve bunların fark edilerek değiştirilebileceği üzerine kuruluyor. Kitabın ilerleyişinde sık sık okuyucuya yöneltilen sorular ve küçük uygulamalar var. Örneğin kişinin “ben kimim?” sorusuna verdiği otomatik cevapların aslında geçmiş deneyimlerle şekillendiği, ama bunun sabit olmadığı vurgulanıyor. Yani “başarısızım”, “yetersizim”, “geç kaldım” gibi iç seslerin gerçek değil, öğrenilmiş inançlar olduğu fikri tekrar tekrar işleniyor. Daha ileri bölümlerde yazar, özellikle ilişki dinamiklerine de giriyor. Birçok insanın sevgiyi dış onay üzerinden aradığı, bu yüzden sürekli eksiklik hissi yaşadığı anlatılıyor. Burada önerilen şey, başkalarının sevgisini “kazanmaya çalışmak” yerine, kişinin kendi değer algısını içeriden inşa etmesi. Kitap, bu noktada affetme, geçmişle hesaplaşma ve sınır koyma gibi pratik başlıklar sunuyor. Son kısımlarda ise daha “uyandırıcı” bir ton var: kişinin artık kendi hayatının pasif bir izleyicisi değil, aktif bir kurucusu olması gerektiği vurgulanıyor. Küçük günlük alışkanlıkların (düşünceyi yakalama, olumsuz iç sesi durdurma, bilinçli seçim yapma) zamanla büyük bir zihinsel dönüşüm yaratabileceği iddia ediliyor. İçindeki Uyuyan Güzeli Uyandır bu haliyle bir roman gibi değil, daha çok “kendini yeniden programlama” fikrini merkezine alan bir metin. Hikâye değil ama yönlendirme var; gizem değil ama farkındalık hedefi var. Bu yüzden okura “bir şey anlatmaktan” çok, “bir şeyi fark ettirmeye” çalışıyor.
İçindeki Uyuyan Güzeli UyandırAlişan Kapaklıkaya · Yediveren Yayınları · 20151,951 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·160 syf.··
2026 15. kitabı
Sabit telefon var olsa da şimdilerin kolay haberleşme aracı cep telefonu olmayan bir zaman diliminde; sevgi dolu kalbi, sorumluluk bilinci ile çoğunlukla uzak kaldığı ailesine iyi bir eş, iyi bir baba velhasıl aile reisi olmaya çalışan Sabahattin ALİ... Dönemin baskıcı ve zorlu günlerinde, kelime kelime hasret ve sevgiyle yoğrulmuş, sıradan sayılabilecek kalbe zihne dokunan mektuplar... Bir solukta okuttu ama soluğu bıraktırmayan bir düğüm de attı sineme.
Canım Aliye, Ruhum FilizSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202031,5bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 24. kitabı
"Çok geç oldu, erkenden." Kitabı tek bir cümle ile özetlemem gerekseydi, kesinlikle kitaptan alıntıladığım bu cümle ile olurdu. Bu cümlenin derinliği ve ağırlığı insan üzerinde büyük etki yaratıyor. Kitabımızın ana karakteri Antonio. Antonio'nun anılarını okumak için 80'li yıllara gidiyoruz. Diğer karakterler anne, baba, doktor ve bir kaç arkadaş. Tabi temelde olaylar baba ve oğul üzerinden ilerliyor, diğerleri ayırntıları güçlendiriyor sadece. Anne babası o küçükken boşanan Antonio 15 yaşında nöbet geçirmeye başlar ve üç yıllık bir tedavi süreci yaşar. Sürecin sonunda ise tedaviyi bitirmeden önce son bir testten geçmesi ve iki gün boyunca uyumaması gerekir. Babası ile birlikte yaşadığı bu iki gün gerçek bir uyanıklık haline dönüşür diyebiliriz. Babası ile vakit geçirmek babasını ne kadar az ve belki de yanlış tanıdığı hissine sebep olurken diğer yandan da annesi ile ilgili de görmek istemediği gerçekler olduğunu farkeder. Tabi şunu belirtmek gerek ki konular çok da detaylandırılmıyor, neden ayrılık yaşandı, baba neler hissetti bunlar çok da derinleşmeden veriliyor. Antonio'nun yaşadığı uyanma hissi herşeyi bilmekten değil babasının içindeki adamı tanımak ve onu anlamaktan kaynaklanıyor. Kitabı aslında bu kadar etkileyici ve sarsıcı yapan şey bence birşeyleri anlamanın kaderi değiştirmeye gücünün olmaması. Kader her zaman bizden büyüktür, zaman ise bizden hızlı... O yüzden bir gün "çok geç oldu, erkenden" hissine kapılmamak için anı iyi değerlendirmeli, sevdiklerimizi gerçekten hak ettikleri gibi sevmeliyiz. Kaybettikten sonra kıymetini bilmek mi yoksa kıymetini bildikten sonra kaybetmek mi daha çok acı verir insana? Sizce hangisi daha zor... Anlatımı sade, akıcı, olayların oluşuna baktığınızda sabit ritimli bir kitap. Güzel bulsam da övüldüğü kadar büyük bir
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,966 okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2026 52. kitabı
Bu kitap, yüzeyde birbirinden farklı çağlarda, farklı coğrafyalarda ve farklı kimliklerde yaşayan insanların hikâyelerini anlatıyor gibi görünse de aslında derinde tek bir büyük meseleyi taşıyor: insanın varoluş yolculuğu. Sokrates’in mahkemesiyle başlayan bu düşünsel yolculuk, Aristippos’un haz ve ölümle hesaplaşmasına; ilkel kabile yaşamındaki Segeman’ın aidiyet sancısına; Japonya’da Hideyoshi’nin güç, hırs ve pişmanlıkla örülü yükselişine; Sarah’ın göç, yurt, aşk ve kimlik arayışına; Fikret’in yetimlikten gelen boşluk hissine ve en sonunda Aleem üzerinden bütün bu yaşamların aynı bilinç zincirinde birleşmesine kadar uzanıyor. Yani kitap, tek bir karakterin başından geçen olayları değil; insanlığın çağlar boyunca değişmeyen iç hikâyesini anlatıyor. Olay örgüsünde ilk büyük durak Antik Yunan. Burada Sokrates’in yargılanması ve ölüme yürüyüşü, kitabın felsefi temelini kuruyor. Sokrates, hakikati savunan, çoğunluğun baskısına boyun eğmeyen, düşünce uğruna ölümü göze alan bir figür olarak veriliyor. Aristippos ise onun çevresinde ama ondan farklı bir çizgide duruyor. O, hayatın haz tarafını, yaşamın tadını, bedensel ve zihinsel zevkleri inkâr etmeyen biri. Ancak yazar Aristippos’u basit bir haz insanı gibi anlatmıyor; tam tersine onu ölüm döşeğinde geçmişine bakan, sevdiklerini, öğrencilerini, pişmanlıklarını ve savunduğu felsefeyi tartan bir insan olarak derinleştiriyor. Bu olayda kitap okura, “Düşünce için ölmek mi daha anlamlıdır, yoksa hayatı tüm yönleriyle yaşamak mı?” sorusunu sorduruyor. Sonra anlatı Segeman’la daha eski, daha ilkel ve daha içgüdüsel bir insanlık hâline geçiyor. Burada kabile yaşamı, doğa, rüyalar, sezgiler ve aidiyet duygusu ön plana çıkıyor. Segeman’ın dünyasında insan henüz felsefi kavramlarla konuşmuyor belki ama yine de aynı şeyleri arıyor:
SunyaNilüfer · İkinci Adam Yayınları · 20251 okunma
7/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 00:00
Daniel Goleman bu kitapta, başarı ve yaşam doyumunu belirleyen şeyin yalnızca IQ olmadığını; kişinin kendi duygularını tanıma, yönetme ve başkalarının duygularını anlama becerilerinin de en az bilişsel zekâ kadar önemli olduğunu savunuyor. Duygusal Zekâ (Emotional Intelligence-EQ), insanın yalnızca ne kadar zeki olduğunu değil, duygularıyla ne kadar sağlıklı bir ilişki kurabildiğini sorgulatan, okunması kolay bir kitap. Kitabın yayımlanmasından sonra "EQ" kavramı dünya çapında o kadar popülerleşti ki pek çok şirket işe alım süreçlerinde ve liderlik eğitimlerinde duygusal zekâ testlerinden yararlanmaya başladı. Ancak Goleman'ın da vurguladığı gibi, duygusal zekâ sabit bir özellik değil, yaşam boyunca geliştirilebilen bir beceri. Kitabın kapağında, "Q" harfinin içindeki gül ayrıntısı da benim duygusal zekâmı aşan bir ayrıntı olarak kalsın :) Kitaptan umduğumu tam olarak bulamadım.
Duygusal Zekâ EQDaniel Goleman · Varlık Yayınları · 20193,649 okunma