Tecrübe İle Sabit
Kitaplar vardır sonu huzur mutluluk Kitaplar vardır sonu hüsran uçurum İnsanoğlu zayıftır okuduğu kitabın şeklini alır farkına varmadan
Hayata Dair
شرح المقصد İmanın Vacip Olma Yolu ​Alimler imanın hangi yolla vacip (zorunlu) olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Mutezile imanın vacip oluşunun akıl yoluyla sabit olduğunu savunurken, Eş'arîler bunun nakil (işitme/vahiy) yoluyla olduğunu ileri sürmüşlerdir. ​Tıpkı bunun gibi, fiillerin/şeylerin iyi (hüsün) ve kötü (kubuh) oluşunun aklî mi yoksa naklî mi olduğu hususunda da tartışmışlardır. Mutezile ilk seçeneği (aklî olduğunu) benimsemiştir. Eş'arîler, Müşebbihe, Haricîler ve Rafızîler ise ikinci seçeneği (naklî olduğunu) kabul ederek şöyle demişlerdir: "Akıl yoluyla hiçbir şey vacip olamaz. İmanın iyiliği ve küfrün kötülüğü akılla bilinemez, bunlar ancak şeriat (vahiy) vasıtasıyla öğrenilir." ​Mutezile (kendi tezini yineleyerek) der ki: "Akıl, imanı ve nimet veren Allah'a şükretmeyi bizzat vacip kılar; eylemlerin iyi ve güzel oluşu da akılla idrak edilir." ​Bizim ashabımız (Maturidî alimleri) ise şöyle demiştir: "Akıl (bizzat hüküm koyucu değil), bazı eylemlerin iyiliğini ve kötülüğünü, ayrıca imanın ve nimet veren Allah'a şükretmenin vacip (gerekli) olduğunu kendisiyle bildiğimiz/kavradığımız bir idrak aracıdır (alettir)." ​[طَرِيقَةُ وُجُوبِ الْإِيمَانِ] ​وَاخْتَلَفُوا فِي طَرِيقَةِ وُجُوبِهِ، ذَهَبَتِ الْمُعْتَزِلَةُ إِلَى أَنَّ وُجُوبَهُ بِالْعَقْلِ، وَالْأَشَاعِرَةُ إِلَى أَنَّهُ بِالسَّمْعِ. ​كَمَا اخْتَلَفُوا فِي أَنَّ حُسْنَ الْأَشْيَاءِ وَقُبْحَهَا عَقْلِيٌّ أَوْ سَمْعِيٌّ، فَذَهَبَتِ الْمُعْتَزِلَةُ إِلَى الْأَوَّلِ، وَالْأَشَاعِرَةُ وَالْمُشَبِّهَةُ وَالْخَوَارِجُ وَالرَّافِضَةُ إِلَى الثَّانِي قَالُوا: لَا يَجِبُ بِالْعَقْلِ شَيْءٌ، وَلَا يُعْرَفُ بِهِ حُسْنُ الْإِيمَانِ وَقُبْحُ الْكُفْرِ، وَإِنَّمَا يُعْرَفُ بِالشَّرْعِ. ​وَقَالَتِ الْمُعْتَزِلَةُ: الْعَقْلُ يُوجِبُ الْإِيمَانَ وَشُكْرَ الْمُنْعِمِ وَيُعْرَفُ بِهِ حُسْنُ الْأَشْيَاءِ. ​وَقَالَ
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İmanda İstisna Yapmanın Caiz Olmaması ​Mademki imanın (kalpten ibaret bir) tasdik olduğu, artıp eksilmediği sabit olmuştur; o halde imanın, tanımı ve sınırı belli olan hakiki bir olgu olduğu bilinmiş olur. Küfür ise onun zıddıdır. Kendisinde tasdik gerçekleşen kimse gerçekten mümindir; kendisinde tasdiğin zıddı (küfür) gerçekleşen kimse de gerçekten kafirdir. ​Bu durum siyahlık ve beyazlık gibidir; zira kendisinde siyahlık niteliği bulunan şey kesinlikle siyahtır, kendisinde beyazlık bulunan şey de şüphesiz beyazdır. Dolayısıyla (imanından) şüphe ederek "İnşallah ben müminim" denilmesi caiz değildir. ​Şafiiler ise "İnşallah ben müminim" denilmesinin doğru olacağını söylemişlerdir ki bu görüş İbn Mesud'dan (r.a.) da rivayet edilmiştir. Eğer bununla sadece (Allah'ın adını anarak) bereketlenmeyi kastetmişlerse, bunda tartışılacak bir durum yoktur (kabul edilebilir). ​Fakat eğer (bu istisna ile imanda) şüpheyi kastetmişlerse, bunun aklen geçersizliği yukarıda geçen açıklamalardan ötürü zaten ortadadır. Naklen (ayetle) geçersizliği ise Yüce Allah’ın, "İşte onlar gerçekten müminlerin ta kendileridir" (Enfâl, 4) ayetiyle sabittir. Bu ayet; işaret ismiyle başlayan, fasıl zamiri barındıran, haberi marife olan ve masdar ile pekiştirilen bir isim cümlesidir. Tüm bu dil özellikleri, imanın onlarda hakiki bir şekilde mevcut olduğunu mucizevi bir anlatım (i'câz) yoluyla gösteren apaçık birer delildir. Aynı durum, Yüce Allah’ın, "İşte onlar gerçekten kafirlerin ta kendileridir" (Nisâ, 151) ayeti için de geçerlidir. Bu edebi sanatların ve vurguların (ayrıntılı) inceleneceği yer ise Meânî (belagat) ilmidir. شرح المقصد
Bazen insanlar, geçmişte yapılmış bir iyiliği ya da kurulmuş bir yakınlığı gelecekte sınırsız bir hakka çeviriyor. Ben senin için bunu yapmıştım cümlesi tam da buradan doğuyor. Oysa geçmişte yapılmış bir şey, bugünde sonsuz erişim hakkı vermez. Daha önce yanında olmuş olman, bundan sonra her koşulda aynı yerde durmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Çünkü insan ilişkileri sabit değil; canlıdır. Değişir, dönüşür, sınanır, yeniden şekillenir. Sınır koymak çoğu zaman ilişkiyi bitiren değil, aslında daha dürüst hale getiren bir şeydir. İnsan istemediği halde evet dediğinde, kapasitesi olmadığı halde yük aldığında, içinden gelmediği halde uyum gösterdiğinde dışarıdan sorun çıkarmıyormuş gibi görünebilir. Ama içeride yorgunluk, kırgınlık ve birikmiş öfke oluşur. Sonra bir gün o birikim çok daha büyük bir kopuş olarak geri döner. Bu yüzden zamanında konmuş bir sınır, geç kalmış bir patlamadan daha sağlıklıdır. Bir talebi reddetmek, bir insanı reddetmek değildir. Her isteğe açık olmamak, herkes için kötü niyet taşımak değildir. Bazen sınır, ilişkiyi korumanın tek yoludur. Çünkü insan ancak gerçekten verebildiği yerde samimi kalabilir. Zorla, suçlulukla, minnetle ya da geçmişin baskısıyla sürdürülen yakınlıklar ise bir yerden sonra içtenliğini kaybeder. Bizi en çok yoran şey, sınır koymanın hala ahlaki bir açıklama gerektiriyor olması. Oysa bazen tek gerçek şudur: istemiyorum. Yapamıyorum. Bana iyi gelmiyor. Benim değerlerimle örtüşmüyor. Şu anda buna yerim yok. Bu cümlelerin hepsi yeterince geçerli olabilir. İnsan her kararını karşı tarafın duygusal beklentisine göre vermek zorunda değildir. Bence olgun ilişki tam da burada başlıyor. Karşındaki insanın sana yakın olmasını istemek ama onun sınırına da saygı duymak. Destek görmek ama bunu sınırsız hak gibi yorumlamamak. Geçmişte
Substack
Ergen bir bireyden neden geleceğini kurmasını istersiniz ki?
Karakterin, zevklerin ve hayata bakış açısının neredeyse her ay kabuk değiştirdiği bir dönemde, bir insanı tek bir meslek etiketine sıkıştırmaya çalışmak hem biyolojik hem de psikolojik gerçeklerle çelişiyor. ​Biyolojik Gerçekler: Beynin mantıklı karar verme, uzun vadeli planlama ve risk analizi yapan bölgesi olan prefrontal korteks, gelişimini ancak 20'li yaşların ortalarında tamamlıyor. Yani gençlerden aslında biyolojik olarak henüz tam hazır olmadıkları bir vizyon bekleniyor. Hızla Değişen İlgi Alanları: Bugün çok sevilen bir ders veya alan, iki yıl sonra tamamen anlamını yitirebilir. Kendini deneme yanılma yoluyla bulma aşamasında olan birine "Hata yapma lüksün yok, hemen en doğrusunu seç" demek büyük bir haksızlık. ​Dünyanın Dinamikleri: Günümüz dünyasında meslekler o kadar hızlı değişiyor ki, şu an seçilen bir bölüm mezun olunduğunda tamamen farklı bir boyuta evrilmiş olabiliyor. Sabit ve kesin bir gelecek planı yapmak artık yetişkinler için bile imkansız. Peki hala neden bu sistem devam ediyor?
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün kontrol toplumu olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi ya da jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik, deterministik ve termodinamik
Felsefe