Sabr edende de üç alâmet olur: Kendini ziyâret etmiyenleri kendisi ziyâret eder. Onu mahrûm edenlere bağışda bulunur. Kendine zulm edenlere karşı durmaz; karşı koymaz.
Tevbe eden kimsede üç alâmet olur: Harâmlardan perhîz eder [kaçınır]. İlm öğrenmekde gayretli olur. Nasıl ki, göğüsden [memeden] çıkan sütün geri girme ihtimâli olmadığı gibi, günâha bir dahâ geri dönmez.
Akllı kimsede üç alâmet olur. Dünyâyı hor, zelîl tutar. Cefâlar çeker. Kıtlık vaktinde sabr eder.
İnsan sabrederken içinde kin biriktiriyorsa, dili isyana kayıyorsa, nefret kalbini karartıyorsa, türlü günahlara yöneliyorsa bu sabır değildir. Günün sonunda ‘ben sabrediyorum’ demek hiçbir şey değiştirmez. Evet o da sabırdır ama sabr-ı cemil değildir.
Bir kul, diğer insanlara karşı şu üç mertebeden biri üzeredir:
1. İnsanlara yardım ederek onların ihtiyaçlarını gidermeye ve kalplerini sevindirmeye çalışır. Bu, iyilik yapan itaatkar ve sadık meleklerin mertebesidir.
2. İnsanlara ne hayrı ne de şerri dokunur. Bu da hayvanların ve cansız varıkların mertebesidir.
3. Kendisinden insanlara yönelik bir hayır beklenmez, bilakis şerrinden korkulur. Bu mertebe de yılanlar, akrepler ve vahşi hayvanların mertebesidir.
Meleklerin mertebesine yükselemesen de bari zararsız ve cansız varlıkların mertebesinden vahşi hayvanların mertebesine düşme.