Aslında bakılırsa toplumumuzda vericilik kültürü hâkimdir. Ne var ki karşılık bekler ve umduğumuzu bulamadığımızda da mutsuz olur, şikayet ederiz.
Oysa asıl olan vermektir.
Vermek ve sonra unutmak.
Verirken kendin için verdiğini bilmek.
Bunu başarabilirsek sonrasında göreceğimiz küçük bir minnettarlık bile fazla gelir. Hatta dünyada karşılık görünce bir miktar endişe eder, diğer tarafta sevabımız azalır mı, diye korkarız.
Takdir edersiniz ki bu seviyeyi başarmak, ahiret inancının sağlamlığına bağlıdır.
Ey iman edenler! Kendisinde artık alışveriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Gerçekleri inkar edenler elbette zalimlerdir.
Bakara 254
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Allah'a, karşılığını kat be kat fazlasıyla ödeyeceği güzel bir ödünç (karz-ı hasen) verecek olan kimdir?'¹
Kendini Rabbine ve Efendisine döndüren, sadakatla samimiyetle O'nun emirlerini, nehiylerini, tebliğatlarını izleyen ve bunlara uyan insan mükâfatlandırılacak ve Kur'ânı Kerim'de de Allahın belirtiği gibi, kat be kat 'hayırlı karşılığını' alacaktır.
Burada ödüncü (karz) ifade eden yukridú fiilinin borç (deyn) ile aynı manâyı çağrıştırmadığına dikkatinizi çekerim. Borç, sadece insan için kullanılır. Buradaki 'ödünç' (karz) sözü ise, en temelde aslında O'nun mülkü olan bir şeyin ve O'na döndürülmesi gerekli olan şeyin, şimdi bizden istemesi üzerine geri verilmesidir. İnsan, Tanrı'nın mülküdür ve onun varlığı ona sadece bir süreliğine ödünç' verilmiştir."