Neriman kendinde bir boşluk hissetmeye başladı. Niçin yaşadığını kendi kendine sordu. Ne Macit, ne Şinasi, ne balo hiçbir şey o amda onu çekmiyordu. Niçin yaşıyor, niçin niçin? Bunu kendi kendine soruyor ve bir müddet için uzaklaşan nakarat tekrar hatrına geliyor...
Bir aralık etrafına ve insanların yüzlerine baktı. Tramvayda kimse gülümsemiyordu. Hepsinde yük taşıyan insanların yorgunluğu ve bezginliği var. Tramvay onlari bir tarafa götürmese, hepsi oldukları yerde senelerce kalacaklarmış gibi ezik ve bitik...
"Ayni saatte gelsen, daha iyi olurdu" dedi tilki. "Ornegin ogleden sonra saat dörtte gelsen, ben üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım.zaman ilerledikçe de mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye baslarim. Mutlulugun değerini öğrenirim. Ama herhangi bir zamanda gelirsen, yüreğimi seni karşılamaya hazırlayacağım zamanı asla bilemem.
Suda balık gibi hicbir şey anlamadığın zamanlar ne kadar mutluymuşsun! Hey Tanrım! Bu zavallı kullarını mesut etmek için ya akıllarını alman, yahut hiç akıl vermemem mi lazım geliyor ?
Ah insan, hayatın öyle geçici bir yolcusudur ki kendi varlığına en ziyade inandığı ve dostlarının ruhlarında, yüreklerinde en derin izler bıraktığını sandığı bir yerde bile hafızalardan olduğu gibi silinecek, hicbir iz bırakmayacaktır. Hem de ne çabuk!
Bedeli ödenmiş bir yalnızlığın hayatı nasıl zenginlestirdigini, bazılarının kayıp sandıklarının bir tür kazanç olduğunu anlatmaya üşeniyor. Bir başkasının hayatının ve seçimlerinin karşısına, kendi hayatının kazanımlarıyla çıkmak şöyle dursun, ima etmeye bile gerek duymuyor...