Gün batmak üzereydi. Birden Ahab, küpeşteye yakın durdu; takma bacağını orada burguyla açılmış deliğe koydu, bir eliyle çarmığa tutunup, Starbuck'a, tüm tayfayı kıç güverteye çağırmasını buyurdu.
Çok büyük bir şey olmadıkça gemide hemen hiç verilmeyen bu kumanda karşısında, ikinci kaptan iyice afalladı:
"Ne dediniz?"
"Herkes kıç güverteye!" dedi Ahab yeniden. "Hey, direk başındakiler, inin aşağı!"
Gemiciler toplandı. Herkes şaşkınlık ve nerdeyse korkuyla Ahab'a bakıyordu; çünkü fırtına çıkacağı sırada ufukta biriken bulutları andırıyordu Ahab. Bir denize, bir de tayfaya baktıktan sonra, yerinden ayrıldı. Tek başınaymış gibi, gene bir aşağı bir yukarı, takur tukur yürümeye başladı. Başı eğik, şapkası gözlerine inmiş yürüyor; şaşkın gemicilerin fısıltılarını duymuyor gibiydi. Stubb, Flask'ın kulağına, Ahab'ın, herkesi, bir yürüyüş gösterisi seyretmeye çağırdığını mırıldandı. Ama bu gösteri uzun sürmedi. Ahab birden durup bağırdı:
"Bir balina görünce, ne yaparsınız, çocuklar?"
Yirmiye yakın ses hep birden yükseldi:
"Haber veririz!"
Ahab, yabanıl bir sevinçle, "güzel!" diye bağırdı. Ve beklenmedik sorusunun herkesi büyülemesinden yararlanarak, konuşmasını sürdürdü:
"Sonra ne yaparsınız çocuklar?"
"Sandalları denize indirip, ardına düşeriz."
"Peki, kürek çekerken ne dersiniz, çocuklar?"
"Ya geberir balina, ya dibe gider sandal deriz."
Her bağırışmada, yaşlı adamın yüzü daha garip, daha yabansı bir hazla parlıyordu. Tayfalar merakla birbirlerine bakıyorlardı; böylesine anlamsız soruların kendilerini neden bu denli heyecanlandırdığına şaşar gibiydiler. Ahab, takma bacağını güvertedeki delikten çıkarmadan, yarı dönerek, yüksekteki bir çarmığı sıkı sıkı yakalayıp konuşmaya başlayınca, adamlar onu can kulağıyla dinlediler:
"Gözcüler, bir beyaz balina için verdiğim emirleri