Puan vermedi·180 syf.··
2026 106. kitabı
Bugün sizlere düşündürücü bir kitap ile geldim. Çağlar ŞENGÜL ’ün yazdığı “Araf’ta Birkaç Yıl” romanı, insanın içindeki o hiç kapanmayan boşluğu, hep bir şeylerin eksik kalma hissini çok tanıdık ve içten bir yerden yakalayan bir eser. Hikaye, zihninin labirentlerinde kaybolmuş, kendi kurduğu hayalleri yine kendi elleriyle yıkan yalnız bir gencin dünyasını merkezine alıyor. Aslında her şey bir cuma günü, yanlış bir ders saatinde, adeta bir peri masalından fırlamışçasına karşısına çıkan o gizemli kızla ve sadece tek bir “merhaba” ile başlıyor. Ancak yazar, bu sıradan gibi görünen tanışmayı alelade bir aşk hikayesi olarak bırakmıyor; aksine karakterin kendi iç dünyasına, hatalarına ve hayatı algılayış biçimine tutulan keskin bir aynaya dönüştürüyor. Roman boyunca sadece iki insan arasındaki çekimi değil; bir insanın dürüstlükle bencillik, korkaklıkla cesaret arasında verdiği o sessiz ve amansız savaşı izliyoruz. Yazar aşkı, gözü hiçbir şeyi görmeyen fanatik bir taraftara benzetirken, huzuru ve o meşhur araf duygusunu okuyucunun iliklerine kadar hissettiriyor. Sayfaları çevirirken kendinizi çok güçlü bir sorunun karşısında buluyorsunuz: “Kolay elde edilmiş bir saadeti mi, yoksa insanı yücelten ıstırabı mı seçerdiniz?” Araf’ta Birkaç Yıl, sadece bir ilk gençlik ya da arayış romanı değil; insanın kendi içindeki labirentte yürüme, hayal kırıklıklarıyla dürüstçe yüzleşme ve nihayetinde o kaçınılmaz kabullenişin getirdiği huzuru arama rehberi. Yazarımızın emeğine sağlık. İyilikle ve kitapla kalın.
Araf’ta Birkaç YılÇağlar Şengül · İkinci Adam Yayınları · 20262 okunma
8/10
·560 syf.··
2026 13. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 22:32
JANET FRAME "Soframda Bir Melek" Yapı Kredi Yayınları'nın 3. baskısı okuduğum kitap. Janet Frame'in 3 ciltten oluşan otobiyografisi bu kitapta bir araya getirilerek basılmış. Bir öz yaşam hikayesi olarak aynı türden eserlerden onu farklılaştıran ve belki de çok sıra dışı bir anlatım olmasına neden olan olay, yazarın uzun yıllar şizofreni tanısı ile akıl hastanesinde tedavi görmek zorunda kalışı ile ortaya çıkıyor. Stajyer öğretmen olarak göreve başladığı okulda denetim gördüğü sırada okulu terk edişi, ardından kendisine konulan şizofreni teşhisi, uzun yıllara yayılan sıkıntılı tedavi süreci. Frame hastanede kaldığı dönemde de çeşitli türden yazılar ve şiirler yazmaya devam ediyor. Belki de yaşadığı sarsıcı deneyime katlanabilmesini olanaklı hale getiren bu yeteneği olmuştur. Gerek kendi içsel sancıları gerek başka hastalara dair gözlemleri sıkıntılı günler yaşamasına sebep oluyor. Kendisi ile ilgili 'lobotomi' kararı onandıktan sonra, ameliyatına yalnızca birkaç gün kala "The Lagoon" adlı öykü kitabının Yeni Zelanda'da kazandığı Hubert Church Memorial ödülü sayesinde mucizevi bir şekilde ameliyattan kurtuluyor. Gerçekten çok sarsıcı ve şaşırtıcı... Hastaneden ayrılışı ve sonraki dönemde Londra'ya ve Avrupa'nın pek çok farklı bölgesine yaptığı seyahatler, ailesinin trajik öyküsü, başına gelen her türlü sarsıcı deneyime rağmen yaşama nasıl tutunduğu; aslında sarsılmaz bir iradenin ve yazma tutkusunun yeniden varoluşuna dair çok sıra dışı bir yaşamın izlerini hafızamıza kazıyor. Çok çok etkileyici, iz bırakan bir kitap. Kesinlikle tavsiye ederim.
Edebiyat
Soframda Bir MelekJanet Frame · Yapı Kredi Yayınları · 202262 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·110 syf.··
2025 53. kitabı
Atiq Rahimi'yi ben ilk kez okudum ve kesinlikle sonuncu olmayacak; zira bayıldım. 1962De Kabil'de doğmuş. 1984'te ise Pakistan'a kaçıp siyasi sığınma hakkı talep etmiş. Açıkçası erkek yaarlardan böyle ayakları yere sağlam feminist yazarlar görünce, edebiyata ve dünyaya bitmiş olan inancım, ufaktan yeniden yeşeriyor. Khalid Hussain'in kitap için söylediği şu sözler akıllarda kalıcı bence: "Kadınların Afgan toplumunun en çok kuşatılmış üyeleri olması can sıkıcı bir gerçektir. Taliban'ın gelişinden çok önce, Afgan kadınları temel hakları için mücadele ediyordu. Sabır Taşı ile Atık Rahimi, unutulmaz bir kadına yüz ve ses veriyor - ve, iddia edilebilir ki, onu milyonların şikayetlerinin bir temsilcisi olarak sunuyor." Sabır Taşı, en az kadar Pulitzer, Booker veya Ulusal Kitap Ödülü kadar değer verdiğim 20808'de Gouncourt Ödülü'nün sahibi olmuş. Pulitzer gibi biraz daha sosyolojik konulara sahip kitapları belirlemesi açısından çok önemli kesinlikle. Rahimi, Sang-e Saboor (Sabır Taşı) efsanesi, İran folklorunda ve edebiyatında derin acıların, sırların ve çaresizliğin dertleşildiği büyülü bir taş olduğunu araştırınca öğrendim. Birey, tüm dertlerini bu taşa anlatır; taş, acıdan çatlayana kadar sırları tutar ve sonunda patladığında dertler son buluyormuş. Bu tema, bu eserde kadınların sosyal baskılarına karşı bir metafor olarak kullanılmış ve çok da mantıklı hakikaten. Rahimi'nin belkide kitaptaki en isabetli tercihi, ana karakter kadına bir isim vermemek; bu Orta Doğu toplumlarında kadınları yok saymanın başka bir yöntemi. Yazar burada hayatı boyunca her türlü cinsiyet ayrımılığına maruz kalan birine okurun onu analaması için baştan uyarı veriyor. Yatalak kocasına anlattıkça anlatıyor kahramanımız; anlattıkça da yükünün hafiflediğini, gençleştiği ve patlamak üzere olan "sabır
Sabır TaşıAtiq Rahimi · Can Yayınları · 2023817 okunma
Bana kalan
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 22:28
KUZEY ORMANLARI – Daniel Mason Kitap, iki genç aşığın püriten kolonisinden kaçışıyla başlıyor. Amerika’nın New England bölgesinde, ormanın içinde bir kulübeye yerleşiyorlar. Aslında kitabın asıl kahramanı bu kulübe; çünkü olaylar onun etrafında gelişiyor, zamanla değişiyor ve dönüşüyor. Kulübeye ilk yerleşen kadının eşi ölür. Daha sonra Hristiyan bir Kızılderili ile evlenir; ancak bu eşi de vefat eder. Kadın, tüm bu kayıplara rağmen kulübede yaşamaya devam eder. Bir gün tutsak olarak yanına getirilen bir kadına sahip çıkar, onu korumak isterken üç askeri öldürmek zorunda kalır. Kendisi de kurşunla yaralanır ve ölür. Ölen askerlerden birinin yediği elma, bedeninde filizlenir ve yeni yaşamların kapısını aralar. Asker Charles Asgood, bu elmanın tadını keşfeder; araziyi genişletir ve kulübenin yeni sahibi olur. Devrim yıllarında mücadele etmek için İngiltere ordusunda savaşmaya gider, ancak savaşta hayatını kaybeder. Yıllar sonra kızları Alice ve Mary, cenazeyi savaş mezarlığından alıp kendi topraklarında yeniden defnederler. Kulübenin sahipleri artık Alice ve Mary’dir. Mary, bir kıskançlık krizi sonucunda kardeşi Alice’i öldürür ve cesedini saklar. Kendisi de artık öleceğini hissettiği bir anda, kardeşinin cesediyle birlikte evin ambarında hayatına son verir. Akıbeti bilinmeyen kardeşlerden sonra kulübe; önce ressam William Henry Teale’e, onun ölümünden sonra Karl Farnsworth ve ailesine, hatta bir dönem sahipsiz kaldığında karaağaç kabuk böceğine yuva olur. Kulübe üzerinden anlatılan bu hikâye; bir değişim ve dönüşüm hikâyesidir ama asla bir yok oluş hikâyesi değildir. Fiziksel unsurlar zaman içinde değişip ortadan kalksa da bu dünyada ya da bu dünyadan sonra “yaşam” bir şekilde devam eder. Orada yaşayanlarla, orada yaşananları araştırmak için bölgeye gelenler
Kuzey OrmanlarıDaniel Mason · Holden Kitap Yayınları · 2024397 okunma
Puan vermedi·282 syf.··
Beğendi
·
2025 117. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 01:39
Issız bir adaya düşmek Robinson Crusoe veya Issız Ada gibi kitaplarda konu edilmiştir. Herr der Fliegen veya türkçesiyle Sineklerin Tanrısı da aynı konuyu farklı bir açıdan ele alıyor. Bilindiği gibi Robinson Crusoe kitabında yalnız bir adam ıssız bir adaya düşerken, Issız Ada kitabında (The Blue Lagoon) teenager denilen yaşta biri erkek diğeri kız iki genç düşmekte ve bir çift olmaktadır. Sineklerin Tanrısı kitabında ise adaya düşenler 6 ile 12 yaşları arasında bir koro grubu hariç birbirlerini tanımayan erkek çocuklarıdır. Lost dizisini her ne kadar izlemediysem de, orada da adaya bir grup yetişkin erkek ve kadın düşer ve hayatta kalma, sosyal ilişkiler, sorunlar ve kriz yönetimi gibi konular ele alınır hepsinde. Kitabımıza yönelecek olursak, kitabın ana temasının kötülük içimizde midir yoksa dışımızda mıdır sorusunun olduğunu görürüz ve yazarın bu konudaki fikri ayan beyan ortadadır. Masum diye kabul ettiğimiz çocuklarda kötülüğün esamesi bile bulunmaz mı, yoksa her doğan insanda zamanını ve zeminini bekleyen ama buldu mu da serpilip gelişmekte bir an bile duraksamayacak olan bir çekirdek gibi bulunmakta mıdır? Kitaptaki derin anlam ve mesajlar ve tabiki vahşet, kitabı bir yetişkinler kitabı yapmakla kalmaz, insanın ve kötülüğün mayasına dair fikirleriyle bir dünya klasiği ve bir 'must read'tir (mutlaka okunması gereken bir kitaptır). İçine düştükleri durumdan yani ilkel sıkıntılar olan beslenme, barınma ve sosyal yaşam zorunluluğu ile nasıl başedecektir bu küçük çocuklar? Sosyal düzen nasıl olacak, ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklardır? Şahsi ihtiraslar nasıl zaptedilecek, kriz durumu bitip kurtuluş gelene kadar sağlanan düzen ayakta tutulabailecek midir? İnsana dair derin düşüncelere ve kanaatlere sebep olacak bu klasik eseri okumakta geç kalmayın...
Herr der FliegenWilliam Golding · Fischer Verlag · 201297,4bin okunma
Puan vermedi·644 syf.··
2025 10. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 21:41
İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan oldu. Her bir kahramanın ayrı hikayesi var aslında. Bol ölüm var kitapta,hayattaki gibi. Kişinin bireysel çabasına önemseyen fikirlerimi haklı çıkartıyor Cennetin Doğusu. Koyun gibi itaat etme, kaderimde bu var deme, mücadele et diyor TİMŞEL bize. Ayrıca buradan Lee'ye sesleniyorum keşke Lee benim arkadaşım olsan aşkooo...
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,5bin okunma