Atiq Rahimi'yi ben ilk kez okudum ve kesinlikle sonuncu olmayacak; zira bayıldım. 1962De Kabil'de doğmuş. 1984'te ise Pakistan'a kaçıp siyasi sığınma hakkı talep etmiş. Açıkçası erkek yaarlardan böyle ayakları yere sağlam feminist yazarlar görünce, edebiyata ve dünyaya bitmiş olan inancım, ufaktan yeniden yeşeriyor. Khalid Hussain'in kitap için söylediği şu sözler akıllarda kalıcı bence: "Kadınların Afgan toplumunun en çok kuşatılmış üyeleri olması can sıkıcı bir gerçektir. Taliban'ın gelişinden çok önce, Afgan kadınları temel hakları için mücadele ediyordu. Sabır Taşı ile Atık Rahimi, unutulmaz bir kadına yüz ve ses veriyor - ve, iddia edilebilir ki, onu milyonların şikayetlerinin bir temsilcisi olarak sunuyor."
Sabır Taşı, en az kadar Pulitzer, Booker veya Ulusal Kitap Ödülü kadar değer verdiğim 20808'de Gouncourt Ödülü'nün sahibi olmuş. Pulitzer gibi biraz daha sosyolojik konulara sahip kitapları belirlemesi açısından çok önemli kesinlikle. Rahimi, Sang-e Saboor (Sabır Taşı) efsanesi, İran folklorunda ve edebiyatında derin acıların, sırların ve çaresizliğin dertleşildiği büyülü bir taş olduğunu araştırınca öğrendim. Birey, tüm dertlerini bu taşa anlatır; taş, acıdan çatlayana kadar sırları tutar ve sonunda patladığında dertler son buluyormuş. Bu tema, bu eserde kadınların sosyal baskılarına karşı bir metafor olarak kullanılmış ve çok da mantıklı hakikaten. Rahimi'nin belkide kitaptaki en isabetli tercihi, ana karakter kadına bir isim vermemek; bu Orta Doğu toplumlarında kadınları yok saymanın başka bir yöntemi. Yazar burada hayatı boyunca her türlü cinsiyet ayrımılığına maruz kalan birine okurun onu analaması için baştan uyarı veriyor. Yatalak kocasına anlattıkça anlatıyor kahramanımız; anlattıkça da yükünün hafiflediğini, gençleştiği ve patlamak üzere olan "sabır