Yetişkinler olarak yalnızca duygularımızı özgürce
ifade edemediğimiz bir durumun içinde saplanır kalırsak nefret ederiz. İşte bu bağımlılıktır nefret etmeye başlamamıza sebep olan. Bu bağımlılığı kırar kırmaz bu esaretten kendimizi kurtarır kurtarmaz, artık nefret etmeyiz.
"Kendimize saygı duymamız, kendi niteliklerimize
değer vermemiz" vs söylenir. İnsanların kendilerine olan
saygılarını yeniden kazanmalarını sağlamak için tasarlanmış öğütler vardır. Ancak zihinlerindeki engeller bu öğütlere direnir. Bence kendilerine saygı duyamayan, değer veremeyen, yaratıcılıklarını özgürce ifade edemeyen insanlar bunu isteyerek yapmıyorlar. Bu engeller, her insanın kendi hikayesinin birer sonucudur. Nasıl o hale geldiklerini anlamak istiyorlar, sonra o hikayeyi mümkün olduğunca açık ve net bir şekilde öğrenmeleri ve onunla duygusal bir bağ kurmaları gerekiyor. Bu gerçeği anlar anlamaz ve hikayenin etkilerini (yalnızca zihinsel olarak kavramak değil de) tam olarak hissedebildikleri an, başka bir nasihate, öğüde ihtiyaçları kalmayacaktır. Sonrasında bu yetişkinlerin ihtiyaç duyduğu şey, onları kendi gerçeklerine götürecek yolda onlara eşlik edebilecek, nihayet hep istedikleri ancak hep mahrum bırakıldıkları şeyleri -kendilerine güveni, saygıyı ve sevgiyi-gösterecekleri bir sürece başlamalarına yardımcı olan aydınlanmış bir şahittir. Anne babamızın çocukken bizi mahrum bıraktığı şeyi bir gün bize vereceklerine dair beklentimizden vazgeçmemiz gerekir.
Çocuğun kendi hayatının, kendi mutluluğunun ve mutsuzluğunun sorumluluğu alan bir yetişkine dönüşebilmesi için, onu kendimiz dahil olmak üzere "başkası" olan, ondan "başka" olan herkesten ayırmamız, bağımsız varlığını, özgür iradesini desteklememiz, bu varlığı ve özgür iradeyi "başkası" ile ezmememiz gerekir.