Sen, çoktandır unuttuğum bir çobanın kavalı,
Bir atın koşusu, uzaklarda kalmış bir Mağrip rüzgarı misali,
Dallarını, yapraklarını, tanelerini unuttuğum bir dut ağacı,
Kokularına doyamadığım bir reyhan dalı, zambak çiçeği,
Artık haber alamadığım bir turna sürüsü.
Sen, unutulmuş kaderim,
Sen, yitirilmiş aklım, hafızam.
Seni düşünüyorum kayboluş ülkesinde.
Seni düşünüp, hawar diye bağırıyorum.
Hawar…
Kevok; vahşi ve yaban ve kusursuz kız, aşkın aydınlığının ve ölümün karanlığının esmer kızı. Kevok; sevgi ve adanmanın ve şehvetin kızı. Kevok; ayın ve yıldızların ve kara toprağın esmer kızı.
Aşk… Bilirsin aşk, insanoğluyla birlikte var; tarihi insanoğlunun tarihine eşit, eğer daha fazla değilse tabii... Ne anlatayım ki sana, nereden başlayayım? Hangi öyküden, ilişkiden, olaydan, hangi kitaptan söz edeyim. Romeo ve Juliet, Ferhat ile Şirin, ya da ünlü destanınız Mem u Zin ya da hepimizin başlangıcı Adem ile Havva'dan mı?
Ah çılgın, çılgın aşk… Ah aşkın çılgınlığı…