Şimdi içim, sanki herkesin çekip gittiği, tek başına hasta yattığın, düşüncelerin net ve metalik tıkırtılarını çok açık biçimde işittiğin bir ev gibi sessiz ve boş.
"Tuhaf ama şu anda, hayatımda ilk kez yalnızlığımı olanca derinliği ve çaresizliğiyle ortaya koyduğum şu anda yalnızlığım dağılıp gitti. Bana kimsenin dokunmadığını sana söylediğim an bana dokunulmasına ilk kez izin verdiğim andı. Olağanüstü bir andı, devasa bir buz kütlesi çatlayıp yarıldı sanki."
Onun için hiçbir şey yapamıyordunuz. O anda şunu anladım... Hiç kimse için hiçbir şey yapamayacağımızı... anlıyor musunuz... Birbirimizi kurtaramayız. Kendimizi de."
"Ne kalıyor geriye o zaman? Soyutlanma ve umutsuzluk mu? Kardeşliği yadsıyorsun Shevek!" diye haykırdı uzun boylu kız.
"Hayır- hayır, yadsımıyorum. Gerçek kardeşlikten ne anladığımı söylemeye çalışıyorum. Gerçek kardeşlik- paylaşılan acıda başlıyor."
"O halde nerede bitiyor."
"Bilmiyorum. Henüz bilmiyorum."
Paul ruhunun dinlenmek istediğini hissediyordu, ama kehanet hayali onu ilerlemeye zorluyordu. Az kaldı, dayan, dedi kendine. Biraz ileride, hayalindeki karanlık bekliyordu. Istırap ve suçluluk duygusu yüzünden hayalinden söküp attığı yerdi orası... ayın düştüğü yerdi.
Paul, Vaktimi boşa harcadım, diye düşündü. Hem sevgi hem de cihat tarafından kuşatılmış olduğunu anladı. Cihat yüzünden öleceği kesin onca insanın yanında tek bir kişinin, Paul'ün çok sevdiği biri de olsa tek bir kişinin hayatının ne önemi vardı? Tek bir kişinin çektiği acı, halkların çektiği acıyla kıyaslanabilir miydi?