Dünyada yalnız iki trajedi vardır: Biri istediğini elde edememek, diğeriyse istediğini elde etmek. İkincisi en fenasıdır, ikincisi gerçek bir trajedidir!
Modern tıp, hastalıkların tedavisine odaklanmış durumdadır. Halbuki tıbbın esas işi, sağlığı korumak ve sürdürmek anlamına gelen koruyucu hekimlik meselesidir. Bugün maalesef kuşbakışı bakıldığında, tıbbi yöntemlerin, ilaçların ve cerrahinin bize verdiği çok basit bir mesaj olduğunu görürüz: "Sen ye, iç, kafana göre takıl. Gönlünce tüket, haz al, dene, yanıl. Olur da sistemin bozulursa biz seni onarırız." Yani özetle "Arıza yaparsan bana gel" diyen bir sektör var artık elimizde.
... Ben bunun en büyük sebeplerinden birisi olarak tıp eğitiminin genelde "biyoloji ve evrimsel geçmiş" bağlamından koparak, farmakolojik ve terapötik (tedaviye odaklı) bir uygulama alanına dönüşmesini görüyorum. İnsanın biyolojik sistem açısından yerini ve ne olduğunu tam bilemeyen hekim adayları, bu karmaşık organizmanın dertlerini "kalıp" reçetelerle çözme kolaycılığına dayanan bir eğitim sistemini mecburen benimsemek zorunda kalıyor.
Sadece belli koşullar sağlandığında, sadece aynı dar rutin içerisinde "iyi hissedebilen" bir insan, sağlıklı değil "bağımlı"dır. Sağlık hali, hayatta karşımıza çıkabilecek farklı koşullar içinde dahi hem zihin hem de beden sağlığımızı sürdürebilecek bir uyum düzeyinde yaşayabilmektir.