Kan deryasından "sürgün"le kurtulanlar her şeye rağmen, kendilerini şanslı sayıyorlardı. Çünkü, hayattaydılar.
Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor:
"Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla, isyana katılmamış da olsa, önde gelen Kürt aileleri hedef alın mıştı. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. Asıp kes rnekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı.
Palu havalisinde bilinen, tanınan belli başlı sekiz aile vardı. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. Aile dediğim de, her biri en az 7-8 hane.
Babam ve amcaını öldürdükten sonra, artık yakamızı bırakır lar diye düşünüyorduk. Fakat, öyle olmadı.
Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. Bize, 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Sürgün yerimizin Niğde oldu ğunu söyleyip ayrıldılar."
Ermeni "tehciri"ni yaşayarak tanıklık etmiş, hatta kışkırtılarak, ya da mala tamah ederek, "tehcir"de rol almış Kürtler, 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. Bir zaman lar elleri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzakla şanları seyredenler, şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı.
"Ağrı Isyanı"ndan sonra en çok adı geçen, 1935'teki "Sason lsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi.
Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi, köylerin yakılıp yıkılmasıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni, bir yüzbaşının bir kadına tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi.
Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki, Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor, "tenkil" emri çıkarılıyordu.
ŞEYH SAID DAVASI
Şeyh Said ve arkadaşları askeri cezaevinde, aileleri ve dünyadan tecrit ediliyor, kimseyle görüştürülmeden ayrı ayrı hücrelerde tutuluyorlardı.
"lçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri, tek ziyaretçileri, mahkeme heyetinin üyeleriyle, gardiyan askerlerdi.
Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren, baş ziyaretçileriydi. Savcı, gün
boyu hücreden hücreye geçerek, "dostluk" ziyaretlerinde bulunuyor, ikili görüşmeler yapıyordu. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında, "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anılannda, "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu.
Savcı, onların "iyiliğini düşünen" adam olarak, "mahkeme den çıkıp, huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları gerektiğini de öğütlüyordu. Savcıya göre, en birinci çıkış yolu siyasi savunma yapmamak, Kürt sorununu ağza almamaktı.