Içişleri Bakanlığı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede, Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor, olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatıriatılıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak, isyancılarla yan daşları hakkında gerekenin yapılması isteniyor, şöyle deniliyordu:
"Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı, hiyanet i harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bitlis Divan-ı Harbi'ne çağrılmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) esnasında dahi, Ruslarla aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbirliği yapan) Hınıslı Şeyh Said, son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararlanarak, 'mintarafillah gönderilmiş peygamber' kisvesi altında Kürtlük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak üzere, çoğunluğu sabıkalı ve mahkumlardan oluşan yandaşlarıy la Hınıs'tan, Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde, yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş, isyan etmiştir. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvetlerle köy ve jandarmalar kurtanimış ise de, din perdesi altında bir Kürdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili, Diyarba kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış, Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir."
resmi tarih, Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "isyan"ının nedenini dine, Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlıyordu. Oysa Kürtlerin, 1800'den beri savaş halinde olduklan Osmanlı Sultanlığı'nın kaderi diye bir dertleri yoktu. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor, kopmak, " bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı.
Bölgedeki Nasturi Hristiyanların dahil desteğini almaya Başaran Şeyh Ubeydullah, Kürt milliyetçi niyetlerinin açık bir göstergesi olarak bölgedeki bir Hristiyan misyonere yazdığı mektupta şunları belirtti: "500.000'den fazla aileden oluşan Kürt milleti ayrı bir halktır. Dinleri farklı, kanunları ve gelenekleri farklı. .. Biz de ayrı bir milletiz, işlerimizin bizim elimizde olmasını istiyoruz ki kendi suçlularımızın cezasında güçlü ve bağımsız olalım, diğer milletler gibi ayrıcalıklara sahip olalım ... Hedefimiz bu ... Aksi takdirde, İran ve Osmanlı hükümetlerinin ellerinde çektiği bu sürekli kötülüklere ve baskılara tahammül edemediği için bütün Kürdistan meseleyi kendi eline alacaktır. "
16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede, Kürtlerin bölgelerinde özerk yönetimler kurabileceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu.