Samet

Samet
@sameetd
Always look on the bright side of life
- Kendine hakim olma tuhaf bir deyim değil mi? Kendine hakim olan, kendinin kölesi olmuş olmuyor mu? Kendinin kölesi olan, kendinin efendisi de demektir. - Sahi öyle! -Bana kalırsa, bu deyimi şöyle anlamalı: Bir insanın içinde iki yan vardır: Biri iyi, biri kötü. İyi yan, kötü yanı buyruğuna aldı mı, buna kendine hakim olma diyoruz, bunu yapanı da övmüş oluyoruz. Tersine, kötü eğitim görme, kötülerle düşüp kalkma yüzünden iyi yan zayıflar da, kötü yanın buyruğuna girerse, böyle birine de kendinin kölesi deriz. Buysa kötüleme olur.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlar niçin yalan söylerler ve iftira ederler? Benim naçiz kanaatime göre, iftira sade çirkin değil, aynı zamanda gülünç ve aciz bir şeydir de. İnsan tabiatı iktizasınca birbirlerini kötülemek isteyenler sadece düşmanlarının hayatlarına baksınlar, yeter. Çünkü her insanın hayatında hiçbir muhayyilenin icat edemeyeceği kadar aksaklık vardır, ve bu aksaklıklar o insanla beraber yetişmiş, büyümüş şahsi, nevi kendine mahsus şeylerdir.
Hiç durmadan kendi kendime, "Ahmak mı, yalancı mı?" diye soruyordum. Hem Ahmak, hem yalancıydı. Belki de ahmak olduğu için yalancıydı. Belki de daha korkunç bir şeydi. Sadece şahsiyeti yoktu. Ara sıra sağanak hafifliyor, o zaman nefeslerini işitiyordum: "Hiç olmazsa rüyasında biraz kendisi olsa!"
Nur Baba'dan, Nigâr Hanım'a ikinci bir mektup daha geldi. Bu, baştan başa sitemler ve şikâyetler dolu idi; bağrı yanık mürşid "Safa suret, cefa siret perestidem*" diye başlıyordu; "Mecburuna bu rütbe zulmü neden reva görürsün? Sarsar-ı âhüvahla [ah ve vah rüzgarıyla] gecelerim gündüze, gündüzlerim gecelere karıştı. Sensiz geçen eyyamın leyle-i yeldadan [en uzun geceden] farkı yok. Yediğim lokmalar birer düğüm gibi boğazıma diziliyor, içtiğim dem vücudumda bir semm-i katil [öldürücü zehir] haline giriyor, cismimin her muyu [kılı] senin için ayrı ayrı feryat ediyor. Kendimden tehaşi eder [korkar] oldum. Kıblegâhım sensin, sana teveccüh eylerim,şifamı senden beklerim." (*) Dış görünüşüyle safa, iç haliyle (davranışıyle) cefa veren sevgilim, anlamında.
Yalnız şunu söylemek isterim ki, Nur Baba'nın kendisi de dahil olmak üzere romanımın bütün tipleri hakiki değil, tabiidirler; hiç bir tarihte, hiç bir yerde yaşamadılar. Fakat tam tarif ettiğim şerait dahilinde mevcut olup yaşamalarına imkan vardır. Esasen iyi romanla fena romanı birbirinden ayıran hatt-ı fasıl [ayırıcı çizgi] da işte bu imkandadır. Bu alıntı metnin bir parçası değil; yazarın, eserin Akşam gazetesinde tefrika edildiği esnada aldığı değişik tepkiler üzerine kaleme aldığı izah yazısındandır. Kitapta, bahsini açtığım bu yazı da bulunmaktadır.