Dışarıdan ölüme bakışımız ile ölüm halini yaşayan bireyin öldüğünü hissetmesi arasında yerle gök kadar fark var. Öldüğünü hissetmesi cümlesi yanlış değil, doğru! Bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu anlayabilmek için Ivan İlyiç'in ölüm halini okumamız lazım. Ölüyor olduğunu iliklerine kadar hisseden Ivan İlyiç kendisine soruyu sormadan edemiyor "ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?...
Bereketli okumalar
Ivan İlyiç onca insanın yaşadığı şu koca kentte, onca eş dost arasında ve onca aile üyesi ile birlikteyken, ne denizlerin dibinde, ne de toprağın binlerce metre altında bir benzeri daha bulunmayacak korkunç bir yalnızlıkta yüzü divanın arkalığına dönüp yatarken, yalnızca geçmişin hayaliyle yaşıyordu.
İvan ilyiç'e en acı gelen şeylerden biri de kimsenin ona onun istediği gibi acımamasıydı: Ivan İlyiç bazen, özellikle de uzun acı dönemlerinin ardından, bunu itiraf etmek ne kadar utanç verici de olsa kendisine hasta bir çocuğa acınır gibi acınmasını istiyordu. Tıpkı çocukları okşayıp avutur gibi onu da öpsünler, sevip okşasınlar, başucunda gözyaşı döksünler istiyordu.