Hacer-ül Esved
Kutsal taşlara tapınmanın ve onlara saygı göstermenin hemen bütün Sami halklarının en eski çağlardan bu yana sürdüre geldikleri bir alışkanlık olduğu ve bunun, onların tanrılarına tapınmalarının ilk ilkel biçimini meydana getirdiği su götürmez. Müşriklerce kutsal kabul edilen ve mesh edilen ve Kâbe’nin ''Esved'' köşesinde bulunan Hacer-ül Esved'e kulluk etmek İslam öncesi Araplarında biliniyordu. Mekkeliler, Mekke'de Hacer-ül Esved'i kutsuyor ve ona yakın olmaya ve gözüne girmeye çalışıyorlardı. Bugün Kâbe’de yer alan Hacer-ül Esved'in Müslümanlar tarafından kutsanması, İslam öncesi Araplarının dağlara ve kayalara yönelik inanç kalıntılarının İslam ile devam ettirilmesidir. İbrahim Peygamber’in, oğlu İsmail Peygamber ile anası Hacer’i çöle terk ettiği mitolojik olarak anlatılır. İşte Araplar kendilerinin Hacer’den türediğini ve Hacer-ül Esvet’in de Hacer'i temsil ettiğini düşünmüşler. Hacer'in ruhunun uçarak içine girdiğini düşündükleri özel bir taşı Esvet köşesine koymuşlar. Dolayısıyla İslam öncesi, sonrası, Arapların ve bütün Müslümanların en önemli putu Hacer-ül Esvet olmuştur. İslam'dan sonra da tavaf başlangıç işaret taşı olarak kullanılmıştır. Kâbe’de korunan ve kutsal sayılan Hacer-ül Esvet adlı kara taşla ilgili de efsanevi anlatımlar mevcuttur. Bu efsanelerden birine göre, bu taş tanrının, herhangi bir suçundan ötürü cennetten kovup taşa dönüştürdüğü gökten düşmüş bir melektir, ancak kıyamet günü yeniden melek olup taşlığı sırasında kendisine saygı gösterenleri tanrıya bildirerek, inananlar indinde tanıklık edecektir. Bir başka inanışa göre de, cennet yakutlarından bir taş olup, İbrahim Peygamber cennetteyken süt gibi bembeyaz durumdaki bu taşı beraberinde yeryüzüne getirmiş, ancak taş, ona el süren inananların günahlarını
Madem yahudileri merak ettiniz 🤔.... Samiler, Sami halkları veya Sami ırkı, Nuh oğlu Sam'in soyundan geldiğine inanılan, etnik ve ırksal olarak birbirleri ile akraba olan Orta Doğu halklarıdır. Günümüze kadar yok olmadan veya asimile olmadan gelebilmiş Sami halkları Araplar, Yahudiler (İbranilerin torunları olarak), Süryaniler ve Maltalılardır.
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
''..zamanımızdan 31 binyıl kadar gerilere gidiyordu..''
Yukarı Paleolitik ''sanat'' yorumları: * ''Mağara sanatı'' buluntularının, en güzellerinin en son yapılanlar olacağı (evrimci bakışla) düşünülmüştü. Bu görüşün ışığında, bu görüşü destekleyen tarihlemeler yapılmıştı. Resimle buna göre kronolojik bir sıraya sokulmuştu. Buna uygun yorumlar geliştirilmişti. Derken, 1994'te bulunan bir mağaranın resimleri, o zaman dek geliştirilen yorumları altüst etti. Güney Fransa'nın Ardeche Geçiti'nde bulunan bu mağaraya bulucusunun adı verildi: Chauvet Mağarası. Chauvet'te [Şove okunur] gravür olarak kazınmış, kırmızı toprak boyası ile boyanmış ya da odun kömürü ile çizilmiş 300'den fazla resim durmaktaydı. Gösterilen hayvanların arasında gergedan, panter, aslan, yaban mandası (buffalo) ve geyik vardı. Ki bu hayvanlardan bazıları öteki Avrupa mağaralarındakiler arasında görülmeyen türlerdi. Bazıları ise o yörenin yerlisi değildi. Bu, oldukça yadırganacak bir durumdu. Daha şaşırtıcısı, bazılarının çiziliş tarihleri (resimlerden alınıp çözümlenen boya örneklerine göre) zamanımızdan 31 binyıl kadar gerilere gidiyordu. Uzmanlarına göre bunlar ''yalnızca en güzel değil, bilinen en eski resimler'' idi. En yenisi 13 binyıl önce yapılmıştı. Bu durum, ünlü sanat eleştirmeni John Berger'i, Paleolitik sanatın kaba biçimlerinden incelmiş biçimlerine doğru geliştiği görüşünden kuşkulanmaya götürdü. Onu ''sanat kaba biçimleriyle başlamadı.. İlk resimlerin ve gravürlerin gözleri, elleri sonra çizileceklerinki kadar inceydi. Sanatta da başında incelik vardı'' görüşüne getirdi.'' (Sayfa: 185) * Koşut evrim yasası: * ''Eski Dünya ile Yeni Dünya toplulukları, aynı kültür noktasındayken Yeni Dünya'ya göçle birbirlerinden kopmuşlardı. Bundan sonra bağlantılarının (İS onbeşinci yüzyılda) yeniden kurulmasına dek, birbirlerinden en az 15-20 binyıllık
Evrim
Urfa Kimliği...
Aryanlılar 7.000, Samiler 2200 yıldır bu şehirde yaşıyorlar... Vay be!...
Yafes'in Oğlu Türk Değil, Aşina'nın Oğlu Türk Türklerin en eski söylencelerinden biri olan Göktürk Mitolojisinde, biz Türk milletine adını veren ve adı “Türk” olan bir “Ata’dan” bahsedilir. Göktürklerin Aşina boyundan gelen bu Ata, ilk ateşi yakan ve Kögmen dağlarında milletini donmaktan kurtaran Atadır. Ve işte “O millet”, onu kendine “Baş” seçer ve adına Türk der. Bu söylence, Göktürklerin 4-5. yüzyıllarda çok büyük bir savaş ve katliamdan kurtulduktan sonra, Göktürk Devletinin kuruluşunu anlatan bir mittir. Milletler, din değiştirince kendi atalarını, yeni kabul ettikleri dinin atalarının soyuna bağlama gereği duyar. Türkler Müslüman olduktan sonra Göktürklerin atası olan Türk'ü, Sami kökenli dinler olan Musevilik ve İslam söylencesindeki Nuh’un torunu, Yafesin soyuna bağlar. Yahudiler ve Araplar aynı ırktan yani Sami Irkından oldukları için mitolojileri de aynıdır. Yahudi mitlerinde Yefet, Arap mitlerinde Yafes olarak adlandırılır. Nuh söylencesinin en eski biçimi Sümer mitlerinde görülür. Sümerlerde Nuh, Ziusudra-Utnapiştim olarak anlatılır. Samiler bu Mit'i "Sami Olmayan" bir halk olan Sümerlerden almışlardır. Oğuz Kağan destanı olarak bildiğimiz söylencede de, Oğuz Kağan Anasına "Müslüman olmazsan sütünü emmeyeceğim" der. Oğuz babasını da öldürür. Destanda geçen "Baba" figürü aslında Oğuz'un müslüman olmayan atalarını simgeler. Bir anlamda Oğuz Kağan, bir önceki dini figürleri yok eder ve Türk Milletini, yeni din olan İslama geçmeyi teşvik eder. Elbette mitlerin en arkaik kökeninde, gerçek yaşamış Kahramanlar vardır. Fakat insan beynindeki her sıçrayış, savaşlar, felaketler, din değiştirme, "Kahraman Figürü" üzerine söylenen, yeni bir mit yaratır. Mitolojiler destanlar ve efsaneler insan bilinçaltının en derin duygu merkezlerini öylesine etkiler ki,