10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:43
“Herkes Tanrı’nın kendisini seçtiğine inanıyor; Hristiyanlar, Müslümanlar…” seçilmiş din. Sizce de böyle bir şey var mı? Kutsal metinlerin arasına sıkıştırılmış ırkların kendini üstün görmesini sağlayan Tanrı’nın kelamı. Peki soruyorum Tanrı sizce kendi yarattığı kullar arasında ayrım yapmış olabilir mi? Birini diğerine zulmetsin diye yaratmış olabilir mi? Bence hayır. Bahsedildiği gibi adil ise tabi :) Çok tartışmalı bir cevap olur sanırım, bunu farklı konulardan da ele alıp din teması üzerinden konuşmazsak. Herkesin kendine göre bir din anlayışı var. Hatta bazılarının işine göre. Bana göre; başı sıkışınca Tanrı’ya inancı sonsuz olabilen, iyi zamanlarında Tanrı’yı unutabilen bir varlıktır insan. Göreceli ve sonsuza kadar tartışılabilecek bir konudur bu. Sen ak dersin ben kara. Ben inançlıyım derim sen inançsızsın dersin. Kime göre,neye göre. Ayrıca Sanane ve Bananeee? Başkalarına düşüncelerini dikte etmeye calismadığın sürece bence bir mahsuru yok. Bazen tabi dilimizi de tutamıyoruz o da ayrı. Bir şeylere körükörüne inanmak yerine benden asırlar önce yaşamış insanların düşüncelerini okumayı tercih ederim. İşte bu kitap tam olarak bizim (benim) merak ettiklerimi-zi belki de sormaya çekindiğimiz tüm soruları Spinoza eşliğinde okurla cevaplamaya çalışıyor. Şimdi gelelim kitabın konusuna; 1656 yılınının Amsterdam’ı ve Spinoza. 1910 yılının Estonya’sı ve Alfred Rosenberg (hitlerin en büyük akıl hocası, büyük fikirlerin gerçek babası) Geçmiş gelecek arasında gidip gelerek yazılmış bir kitap daha çok felsefe üzerine kurulmuş. Yalom iki insanın davranışlarının düşüncelerinin derinlerine inerek onları bir psikoterapist olarak ele alıyor. Cemaatin batıl inançlarını kabul etmeyerek, aforoz edilmiş Spinoza’nın bazı kaynakların gerçekliğine dayanarak bir topluluğuna dahil
İnsan ve Duygular
Spinoza ProblemiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20192,697 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 6. kitabı
Uzun zaman sonra ilk defa beni bu kadar sinir krizine sokan, yer yer duygulandıran, hatta bir bölümde çocuğun annesinin koynundan koparılışına ağladığım bir roman oldu bu. Eserde ana karakterler; Mazhar, Nazan, Hacer. Mazhar, eşi ve annesi arasında kalan, önceleri çaresiz hisseden daha sonra kendince çıkış yolları arayan bir karakter. Ona da çok kızgınım. Nazan kaynanası tarafından hiç sevilmeyen hor görülen, kıskanılan sessiz sedasız bir gelin. Ona da çok kızgınım çünkü onunki artık iyi niyet değil salaklık. Hacer ise gelinine dünyayı dar eden kıskanç manipülasyoncu bir kaynana. Nefretlik bir kadın. Evlerden ırak. Yani bu kaynanayı şöyle açıklayayım; oğlu, (yani Mazhar) gelini Nazan'a yüzük aldı diye dünyaları yıkıyor. Sanane be kadın diye diye çevirdim sayfaları. Ya da Seda Sayan’ın dediği gibi “Çıkarırım topukluları o beynini yararım!” Diyesim geldi :) Onun tonlamasıyla okuyunuz lütfen :) Şimdi karakterlerden de anlayacağınız üzere yeşilçam filmi izliyor gibi oluyorsunuz, oldukça akıcı ve temposu hiç düşmeyen bir kitap. Okurken sürekli öfkem hakimdi. Kadının toplumdaki yeri, kadına bakış açısı, gelin kaynana olayları, Türk edebiyatının klasik kurgularından. Detay vermek istemiyorum ancak bu üç karakter çıkış yolu arıyor kendilerince, her birinin kendince problemleri var her ailede olduğu gibi. Aslında Orhan Kemal gerçekten topluma ışık tutmuş bu eserinde, klasik diyoruz ama günümüzde hala böyle hayatlar var bence. Tavsiye ederim, iyi okumalar.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Muhafazakar Natüralizm
7/10
·288 syf.··
2026 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 14:36
Spoiler içerir. Selahattin Enis’in Mahalle’si, savaş gazisi Rüştü’nün savaştan döndüğünde evini yanıp kül olmuş halde bulması ve karısını ve çocuğunu kaybetmesi üzerine bir mahallede bekçilik yapmasını anlatıyor. Kitap 1930’da bölüm bölüm Vakit gazetesinde yayınlanmış, kitabın kendisi de 1910-20 yıllarında geçiyor. Bilmiyorsanız Vakit o dönemlerde daha çok halkın ve orta sınıfın okuduğu bir gazete. Selahattin Enis natüralizm akımını benimsemesiyle Türk edebiyatının Emile Zola’sı olarak biliniyor. Roman hakkında da tüm bu bilgiler ışığında yorum yapacağım. Kitapta bölüm bölüm Rüştü’nün bekçilik yaptığı mahallede yaşayan insanlar anlatılıyor. Biraz ‘memleketimden insan manzaraları’ minvalinde olsa da, anlatılan bir karakterden diğerine geçişte kurgu hiç smooth değil, öyle sanki “tamam bunu tanıdık şimdi başka birinden bahsedicem” der gibi odak değiştiriyor. Bu, gazetede bölüm bölüm yayınlanmaya uygun bir format olsa da kitapta ardı ardına okurken biraz sıkıyor ve bütüncüllüğü bozuyor. İçerik olarak da ilk eleştirim şu: kitapta toplumsal çürümeden bahsederken, erkek karakterler pek çok farklı açıdan konu edilirken (cimrilik, hırs, vatanseverlik, açgözlülük gibi), az sayıdaki kadın karakterler ise sadece bedenleri üzerinden konu ediliyor, iffetleri üzerinden sınıflandırılıyor. Kitaptaki kadın karakterlerin adeta başka karakteristik özelliği yok. Yani kitabı dönemine göre yargılayayım diyorum da dönem 1920’ler. O sırada Atatürk kadınları göklere çıkarıyor. O yıllarda gazetelerde kadınların seçme ve seçilme hakkı, çalışma hayatına girmesi tartışılırken hemen yandaki sütunda Selahattin Enis toplum mühendisliğine soyunuyor. Bu dediğimi desteklemek için şimdi roman içinden bir konudan bahsedeceğim. Şimdi, kitapta Rüştü baştan sona iyi bir karakter olarak lanse
MahalleSalahaddin Enis · İthaki Yayınları · 2021259 okunma
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Sanane Hoshio'nun bu eseri, son zamanlarda popüler olan iyileşme temalı Japon edebiyatının en zarif örneklerinden biri. Kintsugi, kırılan seramik eşyaları altın, gümüş ya da platin tozuyla karıştırılmış özel bir reçineyle onarma sanatıdır. Ancak bu sanatın felsefesi sadece tamir etmekten ibaret değildir. Kırılan parçayı saklamak yerine, kırıkları altınla vurgulayarak nesnenin yaşanmışlığını yüceltir. "Kırıldığın yerden iyikeşirsin." Kintsugi Evi, aslında tam bir yavaş yaşam güzellemesi. Kitabın Kanazawa’nın sakin sokaklarında geçen o huzurlu havası, okurken insanı o atmosferin içine çekiyor. Yazar, Urushi kokusunu ve atölyenin o sessiz disiplinini öyle güzel betimlemiş ki, kendimi bir anda o tezgahın başında, ellerim yapış yapış reçine içinde hayal ettim. Üç kuşak kadının, Büyükanne, Yuuko ve Mao çatışmaları ve sessizlikleri çok gerçek. Her birinin kendi çatlağı var. Büyükannenin sessiz bilgeliği ve her şeyi bir arada tutma çabası kitaba asıl ruhunu veren şey. Kintsugi sadece bir zanaat olarak değil, bir yaşam biçimi olarak işlenmiş. Hayatımızdaki hayal kırıklıklarını çöpe atmak yerine, onları kabullenip nasıl altınla bezeyebileceğimizi samimiyetle sorgulatıyor. Eğer aksiyon dolu, olayların hızla birbirini izlediği bir kurgu arıyorsanız bu kitap sizi biraz zorlayabilir. Hikaye, tıpkı kintsugi sanatındaki reçinenin kuruması gibi çok ağır ilerliyor. Japon edebiyatının genelinde olan o mesafeli ve sade anlatım burada da hakim. Karakterlerin duygularını dışa vurmak yerine içlerinde yaşamaları, bazen okurla aralarına görünmez bir duvar örüyor. Kintsugi Evi, ruhu yorulmuş, mükemmel olma çabasından bıkmış herkesin okuması gereken, şifa niyetine bir roman. Sessiz bir köşede, sindire sindire okunacak cinsten. Kitabı bitirdiğinizde elinizdeki fincanın üzerindeki en ufak
Kintsugi EviHoshio Sanae · Athica Yayınları · 202644 okunma
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 53. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 16:08
Merhaba dostlar Derler ya hep annenin kaderi ,kızının çeyizidir. Benim rahmetli annem de derdi ki " ön teker nereye giderse ,arka teker de oraya gider".Eğer bir anne zorlu bir hayat yaşarsa, kızına da yansır .Hatta buna kader motifi deniliyormuş psikolojide . Büyüdüğü evde şiddetle, sevgisizlikle büyüyen bir ķız cocugu ,gidip babasına benzeyen birini buluyormuş. Ama kızların elinde olan bir şey daha varki ,o motifi değiştirmek. Hatice 16 yaşında evlenmiş Selimle.Selim dışarıda iyi ama eve gelince asabi ,huysuz bir adam .Kastamonu daki köylerinden taşı toprağı altın sanılan İstanbula göçüyorlar iki çocuklarıyla birlikte .Mehmet 5 yaşlarında, Reyhan sa 2.Ama İstanbul da aradığını bulamıyor Selim .Girdigi işlerde tutturamıyor,alkol batağına saplanıyor ve sarhoş geldikçe Hatice yi dövüyor. Reyhan ilkokul bitene kadar okuyor .O sırada Hatice temizlik işlerine gidiyor .Mehmet şehir dışında bir inşaatta çalışıyor. Mahallenin cami hocasının telkinlero Selim ile biraz olsun değiştirmeye başlıyor. Reyhan mahallelerindeki ,kendinden birkaç yaş büyük Ali ye aşık. Kan kardeşim dedigi Ayşe ye hep onu anlatıyor. Ama sonuç ihanet. Kan kardeşi Ayşe nin ihaneti üzerine kendinden 16 yaş buyuk Metin le apar topar evleniyor .Maddi durumları iyi giderken her şey tepetaklak oluyor . Seneler sonra kızı Melis dünyaya geliyor .Zorluklarla onu okutup o motifi degistirmeye çalışıyor Reyhan. Etrafımda tanıdığım böyle kadınlar oldu çocuklugumdan beri. Güçlü, dirençli ve inatçı kadınlar. Okurken çoğu yerde kızdım Reyhan a ,sanane be dedim ,merhametin fazlası zarar dedim . Ama bu kadinlar var biliyorum . Bütün kaderlerin birbirine bağlandığı bir hikaye bu .. Kitapla kalın dostlar... Yazgı Nebiye Sevük
YazgıNebiye Sevük · Parlayan Kitap · 202522 okunma
7/10
·400 syf.··
2025 40. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 17:33
Orhan Kemal'in 'ağlayarak yazdım' dediği romanı El Kızı. Selam arkadaşlar öncelikle bu kitabı okurken sinir krizi geçirdiğimi söylemek istiyorum, yeşilçam filmlerini aratmayan bir kurgu okuyoruz. Orhan Kemal'den okuduğum ilk eser. Yazar zaten toplumsal gerçekçiliğe önem veriyor ve bunu eserlerinde de görüyoruz. Eserde ana karakterler Mazhar, Nazan, Hacer. Mazhar, eşi ve annesi arasında kalan önceleri çaresiz hisseden daha sonra kendince çıkış yolları arayan bir karakter. Nazan kaynanası tarafından hiç sevilmeyen hor görülen, kıskanılan sessiz sedasız bir gelin. Hacer ise gelinine dünyayı dar eden kıskanç manipülasyoncu bir kaynana. Yani bu kaynanayı şöyle açıklayayım; oğlu, (yani Mazhar) gelini Nazan'a yüzük aldı diye dünyaları yıkıyor. Sanane be kadın diye diye çevirdim sayfaları. Şimdi karakterlerden de anlayacağınız üzere yeşilçam filmi izliyor gibi oluyorsunuz, oldukça akıcı ve temposu hiç düşmeyen bir kitap. Okurken sürekli öfkem hakimdi. Kadının toplumdaki yeri, kadına bakış açısı, gelin kaynana olayları, Türk edebiyatının klasik kurgularından. Detay vermek istemiyorum ancak bu üç karakter çıkış yolu arıyor kendilerince, her birinin kendince problemleri var her ailede olduğu gibi. Aslında Orhan Kemal gerçekten topluma ışık tutmuş bu eserinde, klasik diyoruz ama günümüzde hala böyle hayatlar var bence. Nazan kaynanasıyla nasıl başa çıkıyor? Mazhar annesinin kıskançlıklarıyla savaşırken bir yandan eşiyle diğer çiftler gibi normal bir hayat yaşamak istiyor, ancak annesi gibi bir kadınla asla mümkün değil, kendince o da yanlışlar yapıyor... Ve tesselliyi başka kadınlarda arıyor... Yine yine yine çaresiz, aşağılanan hep kadın oluyor. Ben o yüzden böyle eserleri pek okuyamıyorum artık yetti bana :) Şimdi tavsiye ediyor muyum etmiyor muyum kısmına geliyim bu
1000Kitap
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,3bin okunma