Sanane Hoshio'nun bu eseri, son zamanlarda popüler olan iyileşme temalı Japon edebiyatının en zarif örneklerinden biri.
Kintsugi, kırılan seramik eşyaları altın, gümüş ya da platin tozuyla karıştırılmış özel bir reçineyle onarma sanatıdır. Ancak bu sanatın felsefesi sadece tamir etmekten ibaret değildir. Kırılan parçayı saklamak yerine, kırıkları altınla vurgulayarak nesnenin yaşanmışlığını yüceltir.
"Kırıldığın yerden iyikeşirsin." Kintsugi Evi, aslında tam bir yavaş yaşam güzellemesi. Kitabın Kanazawa’nın sakin sokaklarında geçen o huzurlu havası, okurken insanı o atmosferin içine çekiyor. Yazar, Urushi kokusunu ve atölyenin o sessiz disiplinini öyle güzel betimlemiş ki, kendimi bir anda o tezgahın başında, ellerim yapış yapış reçine içinde hayal ettim.
Üç kuşak kadının, Büyükanne, Yuuko ve Mao çatışmaları ve sessizlikleri çok gerçek. Her birinin kendi çatlağı var. Büyükannenin sessiz bilgeliği ve her şeyi bir arada tutma çabası kitaba asıl ruhunu veren şey.
Kintsugi sadece bir zanaat olarak değil, bir yaşam biçimi olarak işlenmiş. Hayatımızdaki hayal kırıklıklarını çöpe atmak yerine, onları kabullenip nasıl altınla bezeyebileceğimizi samimiyetle sorgulatıyor.
Eğer aksiyon dolu, olayların hızla birbirini izlediği bir kurgu arıyorsanız bu kitap sizi biraz zorlayabilir. Hikaye, tıpkı kintsugi sanatındaki reçinenin kuruması gibi çok ağır ilerliyor. Japon edebiyatının genelinde olan o mesafeli ve sade anlatım burada da hakim. Karakterlerin duygularını dışa vurmak yerine içlerinde yaşamaları, bazen okurla aralarına görünmez bir duvar örüyor.
Kintsugi Evi, ruhu yorulmuş, mükemmel olma çabasından bıkmış herkesin okuması gereken, şifa niyetine bir roman. Sessiz bir köşede, sindire sindire okunacak cinsten. Kitabı bitirdiğinizde elinizdeki fincanın üzerindeki en ufak