Zamansız Bir Aşinalık: Ruh Eşi Nedir?
Ruh eşi; insanın bu kalabalık ve gürültülü dünyada, adını koyamadığı bir gurbet hissiyle yürürken, birdenbire "evine dönmüş" gibi hissetmesidir. O, hayatımıza sonradan dahil olan bir yabancı değil; ruhumuzun daha önce yazılmış ama zamanla satırları silinmiş eski bir kitabından, zihnimizin kuytularında unutulmuş eski bir şarkıdan çıkıp gelen bir aşinalıktır.
Peki, gerçekten var mıdır ruh eşi? Yoksa kalbimizin kendi yalnızlığına karşı açtığı bir savunma davası, bir teselli arayışı mıdır?
Aslında ruh eşi, kusursuz bir benzerlik demek değildir. O, seninle aynı cümleleri kuran biri olmaktan ziyade; sen sustuğunda bile içindeki o derin sessizliğin şerhini düşebilen, kırgınlıklarına taksirle değil, kasten şefkat gösteren bir sığınaktır. İnsanın kendini savunma ihtiyacı duymadığı, yargılanma korkusu olmadan, tüm defolarıyla beraat edebildiği yegane kalptir.
Ruh eşini betimlemek gerekirse; o, bir aynadır ama kusurlarını yüzüne vuran sert bir cam değil, içindeki o nahif ve narin güzelliği sana yeniden hatırlatan berrak bir pınardır.
Onunla göz göze geldiğinde, sanki asırlar öncesinden kalma bir sözleşmenin altına yeniden imza atıyor gibi olursun. Bakışlarındaki o eminlik, dünyanın tüm karmaşasını bir anlığına dışarıda bırakır.
Yan yana geldiğinizde kelimeler hükmünü yitirir. Dünyanın en uzun, en edebi ve en anlamlı konuşmasını, tek bir kelime bile etmeden sadece yan yana durarak yapabilirsiniz.
O, hayatına girdiğinde anlarsın ki; daha önce yürüdüğün tüm yollar, uğradığın tüm duraklar aslında sadece ona çıkacak olan o büyük güzergahın mecburi hazırlığıymış.
Ruh eşi; hırpalayıcı bir fırtınanın ortasında, insanın kendi içine çekebildiği en sakin, en güvenli nefestir. Biz ne kadar inkâr etsek, ne kadar "yoktur" desek de; kalbimiz her