Puan vermedi·272 syf.··
2025 24. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 18:13
Natsume Soseki’nin Gönül kitabını çok beğenerek okumuştum ve hatta güzel de bir inceleme videosu çekmiştim. #heraybirjaponklasiği okuyorum ve önce Soseki’nin elimdeki kitaplarına yer vermek istedim. Geçen ay Sanşiro’yu biraz yüksek bir beklentiyle okudum ama sonu pek iyi olmadı. Haruki Murakami “Sanşiro, benim en sevdiğim kitaplardan biri.” demiş. Belki Japon okur için çok şey ifade edebilir ve belki anlayamadığımız bir derinliğe sahiptir onlar için. Bilemiyorum gerçekten… • Bu kitap yazıldığı dönem için bir anlama geliyor da olabilir. Taşradan üniversite okumak için kente gelip şehir hayatına uyum sağlamaya çalışan bir gencin gündelik yaşamına mercek tutuyor yazarımız. Köyden şehir hayatına geçişte bir uyum sorunu, içsel çatışmalar, çevresel çatışmalar ya da en basitinden bunu yaşayan bir gencin yoğun duygularına ve düşüncelerine belki yalnızlığına şahit olmamız gerekir; ya da köyden çıktığı için daha olumlu bir açıdan bakarsak coşku, heyecan, arkadaş canlısı davranışlar ve birçok yönden buna benzer deneyimlerin yansıtılmasını bekleriz. Bu doğal beklentinin aksine aşırı durağan ve tepkisiz bir karakterle hatta karakterlerle beraberiz kitapta. Bir köy - şehir çatışması ya da bu göçle değişen bir hayatın hikayesi değilse, neyin hikayesi bu ? • Kitapta herhangi bir olay örgüsü yok. Sıradan bir gündelik yaşamın içinde sıradanlığı ve her şeyde sadeliği salık veren cümleler, diyaloglar, ilişkiler silsilesi… Tutkuları, ilgi alanları, hedefleri olan, bu konuda kendini geliştirmeye adamış karakterler var aslında… Fakat bu karakterler ne bir hikayeye ait olabilmişler, ne de geliştirilmişler. Bazı sorunların yaşanabileceği hissi şöyle bir esip geçiyor satırlar arasında ancak buna hiç gerek kalmıyor. Toz bile uçuşmuyor yani… Uzun bembeyaz bir koridorda yürümek gibiydi bu
SanşiroNatsume Soseki · Maya Kitap Yayınları · 2017409 okunma
10/10
·272 syf.··
2025 67. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 22:22
Sanşiro, ilk bakışta Tokyo’ya gelen taşralı bir gencin hikâyesi gibi görünse de, aslında insanın iç dünyasında olup biten sessizliği, çekinmişliği ve yaşanmamışlıklarını anlatan çok incelikli bir roman. Romanın kahramanı Sanşiro, çoğu zaman hayatın merkezinde değil, kıyısında konumlanmış halde. İnsanların, duyguların, ilişkilerin içinde dolaşıyor; görüyor, fark ediyor, hatta sezgileri çok güçlü… Ama adım atamıyor. Soseki’nin yarattığı bu “gözlemci” hal, yogadaki şahit bilinci gibi değil. Yogik şahitlik, uyanıklık ve katılımın içsel dengesi iken; Sanşiro’nun gözlemciliği daha çok: tereddüt, geri çekilme, hayata dokunamama, olasılıkların farkında olup onları kullanamama gibi bir yerde duruyor. Roman boyunca okur, Sanşiro’nun adım atabileceği noktaları görüyor. Her şey mümkün: bir duygu filizlenebilir, bir ilişki başlayabilir, bir cesaret gösterisi onu dönüştürebilir. Ama Sanşiro hep bir adım geride kalıyor. Ve hikâyenin hüznü tam olarak burada doğuyor: “Olasılıkların sonsuzluğu” ile “atılmayan adımların ağırlığı” arasındaki boşlukta. Sonunda karakterin başına kötü bir şey gelmiyor. Hayatı bir çöküşle sonuçlanmıyor. Ama okurda hafif bir sıkışma, bir iç çekiş kalıyor: Yaşanmamışlıkların bıraktığı o ince sızı. Soseki, 1908’de yazarken sanki modern insanın bugünkü hâlini görmüş gibi. “Abest teşhirciliği” ifadesiyle insanların kendi kusurlarını sergileme eğilimini eleştiriyor; ama Sanşiro’da bunun tam tersini, içe kapanmış, sergilemeyen ama yaşayamayarak tükenen bir dünyayı gösteriyor. Bu nedenle Sanşiro, yalnızca bir gençlik romanı değil; insanın kendi içine sıkışmışlığının, adım atma korkusunun ve hayata temas edememenin sessiz bir portresi. Ve belki de en etkileyici yanı, tam bu sessizliğin içindeki gerçeklik.
SanşiroNatsume Soseki · Maya Kitap Yayınları · 2017409 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
7/10
·128 syf.··
2024 12. kitabı
Dünyada şu an itibariyle 1,5 milyon hayvan türü olduğu kanıtlanmış bir gerçek, ama 7 milyon tür olduğu tahmin ediliyor. İşte insan(homo sapiens) bu türlerden yalnız birine tekabul ediyor. Ancak buna rağmen kendini tüm canlıların en üstünü olarak görüyor. Bu hayvanlar arasında en sabıkalı olan ve savaşlarla birbirini hâlâ öldüren yine insandır. Hâl böyle olunca hayvanlar, insanların yanında masum kalıyor. Mesela Lili gibi. Lili; bir adam ve iki kadın arasında ki ikiyüzlülüklerin, aldatmacaların, çıkarcılıkların karşısında saf bir masumlukla kalıyor. Lili, on yıl boyunca kitabın adında "bir adam" olarak geçen Şozo ile birlikte yaşamış "bir kedi"dir. Gel zaman git zaman Şozo'nun eski karısı Şinako, kedi Lili'yi ister. Hâlihazırda kediden hazetmeyen ve onu Şozo'dan kıskanan, Şozo'nun yeni karısı Fukuko o kediyi Şinako'ya verir ve olaylar gelişir. Özellikle kitapta karakterlerin psikolojik durumları ve analizleri iyi anlatılmış. Bazen birkaç sayfa sadece bir karakterin düşüncelerini ve duygularını aktarıyor. Kitapta dikkatimi çeken en önemli şey: kadınların konumu. Japon toplumu tarih boyunca genel olarak ataerkil bir sisteme bağlı yaşamıştır. Japonya'nın hızla modernleştiği Meiji Döneminde dahi ataerkil sistem yok olmamış, bu daha sonrayı bulmuştur. Mesela Natsume Sõseki'nin kitaplarında kadınlar genelde ikinci plandadır. Ama Cuniçiro Tanizaki'nin bu kitabında kadınlar çok güçlü bir konumdayken erkekler daha çok gölgede kalır. Mesela Şinako güçlü karakterli ve asla pes etmeyen bir kadındır. Ama Şozo, kılıbık denecek kadar karısını dinleyen, hatta ona karısı tarafından verilen sokağa çıkma yasağına birşey diyemeyen, birey olmaktan uzak biridir. Japonya'nın yerli dini Şintoizm doğaya ve onun canlılarına(hayvanlar vesaire) saygıyı hedef alan Animist bir dindir. Kitaba
Edebiyat
Bir Kedi, Bir Adam, İki KadınCuniçiro Tanizaki · İthaki Yayınları · 20225bin okunma
Modern Japon Edebiyatı'nın Babası Sõseki
8/10
·312 syf.··
2024 9. kitabı
Kısa süre önce Natsume Sõseki'nin Ardından kitabını bitirdim. Şu ana kadar en beğendiğim Sõseki kitabı oldu. Kitabı neden sevdiğimi ayrıntılarıyla uzunca yazmayı ümit ediyorum. Bu çabam nedeniyle incelemeli beğenirseniz sevinirim. Öncelikle, basım konusuna eğilmekte yarar var. Ben kitabı İthaki Yayınevi çevirisinden okudum ve çok memnun kaldım. Özellikle kitabın önsözü Sõseki hakkında ve kitap hakkında çok fazla bilgi veriyor, bir nevi bizi kitaba hazırlıyor. Bu incelemeyi yazarken çokça önsözden yararlandım. Kitap Daisuke isimli karakterin hayatını konu edinir. Daisuke Japon toplumunda önemli bir yer tutan evlenmek ve çalışmaktan pek hoşnut değildir. 30 yaşına gelmesine rağmen babasının ona gönderdiği paralarla idare eder, bir işi yoktur ve evli değildir. Toplumdan yabancılaşmıştır. O, evinde günlerini kitap okuyarak ve sokaklarda gezerek geçirir. Daisuke, bir işte çalışmak gibi dünyevi meselelerden ziyade kitap okumak gibi kendini sanatsal faaliyetlere vermiştir. Bu hâliyle Daisuke, Üç Köşeli Dünya kitabında ki ana karaktere benziyor. Evlenmeye ise pek sıcak bakmaz. Karakter bu hâliyle Oblomov'a benzemekte. Biliyorsunuz Oblomov toplumun ikiyüzlülüklerinden, dedikodularından, sahtekarlıklarından vesaire bıktığı için sürekli yatar ve evinden çıkmaz. Daisuke'ye ise neden çalışmadığı sorulunca ülkesi Japonya'ya dair şikayeletlerini sıralar. Böylece kendisi çalışsa da çalışmasa da ülkesini düzeltemeyeceğini söyler. Yani iki karakterde düzeltemeyeceği sebepler dolayısıyla herşeyden vazgeçmiştir. Yazar Sõseki, Japonya'nın Meiji döneminde yaşamış bir yazar ve öğretmendir. Meiji Dönemi(1868-1912) Japonya için Modernleşme ve Batılılaşmanın başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bu dönemde pekçok alanda olduğu gibi edebiyatta da Batı'nın etkisi söz konusuydu. Batı
Edebiyat
ArdındanNatsume Soseki · İthaki Yayınları · 20211,396 okunma
7/10
·160 syf.··
2024 8. kitabı
Kitap, Tokyo'da doğup büyümüş olan bir gencin -ki bu Küçükbey- öğretmenlik yapması için taşraya gelmesini konu ediniyor. Kitap bu haliyle Sanşiro kitabının tam tersi. O kitapta bir genç taşradan Tokyo'ya gidiyordu. Kitap Küçükbey'in çocukluğundan başlıyor. Çocukken çok yaramaz bir çocuk olduğundan ailesi Kücükbey'i pek sevmez, hatta ondan nefret eder. 10. sayfada şöyle bir alıntı var, "Babam beni biraz olsun sevmezdi. Annemin gözdesiyse sadece ağabeyimdi". Üstüne üstlük mahalledekiler de Küçükbey'i baş belası bir haydut olarak görür. Küçükbey ise bu durumu kabullendiğinden dışlanmayı üzücü birşey olarak görmez ve insanları umursamaz. Onu tek seven hizmetçileri Kiyo'dur. Natsume Sõseki onu istemeyen bir ailede doğduğu zaman başka bir aileye evlatlık verilmişti. Ancak evlat olarak verildiği aile, Sõseki 9 yaşındayken boşanınca gerçek ailesine geri dönmek zorunda kaldı. Sõseki ailesi tarafından sevilmediği için bunu kitaplarına da yansıtmış. Küçükbey'de ailesi tarafından sevilmez ve utanç kaynağı olarak görünür. Küçükbey büyüdüğü zaman, para kazanmak için taşrada öğretmen olarak işe başlar. Bunun ardından öğrencilerin küstahça dalga geçişlerine ve öğretmenlerin ikiyüzlülüklerine şahit olur. Sõseki, belli bir süre Japonya'da İngilizce öğretmenliği yaptığından büyük ihtimalle öğretmenlik deneyimlerini de kitaba aktarmış. Küçükbey küçüklüğünden beri dürüst olan birisidir. Yaptığı bir hata ortaya çıkınca çekinmeksizin o hatayı yaptığını söyleyip özür dilerdi. Belki de bu yüzden sevilmiyordu. Ama bu okulda ki öğrenciler, özellikle de öğretmenler son derece ikiyüzlü, aşağılık ve yeryüzünde ki tüm kötülüğü kendinde toplamış zavallı insanlardır. Küçükbey 86. sayfada diyor ki, Belki de dünya yalnızca dolandırıcılar ve birbirlerini dolandıramadı dolandıran insanların olduğu bir
Edebiyat
KüçükbeyNatsume Soseki · Maya Kitap · 202165 okunma
6/10
·168 syf.··
2024 6. kitabı
Üç Köşeli Dünya, ana karakterin resim yapmak için kalabalık şehirden kaçıp dağlık bir köye gittiğini konu edinen bir kitap. Aslında bu yolculuğun amacı yalnız resim yapmak diye kesilip atılamaz. Yolculuğun amacı ana karakterin dünyevi hislerden arınarak kendini sanata daha çok vermesini kapsıyor. Bu yolculuk sırasında Nami isimli bir kızla tanışıyor ve aşık oluyor. Daha kızın yüzünü görmeden onun Ophelia resminde ki kadına benzediğini tahmin ediyordu. Zaten kitabın sonlarına doğru Nami karakteri Ophelia gibi kendini suya atıp boğmak isteyecektir. Ana karakter, kitabın ilerleyen safhalarında Nami'nin bir resmini yapmak isteyecektir. Kitabı ilk okumaya başladığımda çok şaşırdım. Özellikle ilk bölümde yazarın resim sanatı, doğanın insan psikolojisinde ki etkisi, insanın mutluluğu ve mutsuzluğu, sanatın amacı gibi pekçok farklı konuya ard arda değindiğini görüyoruz. Hiçbir tanıtım yazısında bu tür bir kitap olduğu yazılmıyordu. Bu nedenle ilk sayfalar zor gelebilir ama yine de sanat hakkında önemli cümleler var, pekçok yerin altını çizdim. Kitabın sonraki sayfalarında daha akıcı bir roman karşımıza çıkıyor. Başka incelemelerde de görmüşsünüzdür, kitapta doğa çok iyi kullanılmış, bazen bir sayfanın yarısı sadece betimlemeye ayrılmış. Zaten Natsume Sõseki, Teikaishumi isimli kendi ürünü olan edebî türü de icat etmiştir. Bu görüşün amacı edebiyat yoluyla insanın sanat ve doğadan zevk almasını amaçlar. Zaten Japonya'da Şintoizm dini inancı doğaya çok büyük bir saygı duyulmasını ister. Natsume Sõseki gibi Japon kültürünü kitaplarına çokça yansıtan bir yazarın doğayı sevmemesi beklenemezdi. "Doğanın gücü bizim için bundan dolayı kıymetlidir. Yaradılışımızda bulunan sorunların ve hüzünleri bir anda iyileştiren, özümüze dönerek şiir yazmamıza vesile olan şey doğadır." 11.
Edebiyat
Üç Köşeli DünyaNatsume Soseki · İthaki Yayınları · 20221,941 okunma