Puan vermedi·472 syf.·
2026 67. kitabı
Kitapların savaşını anlatan şahane bir metin okudum. Tankların, silahların ve generallerin gölgesinde kalan başka bir cephe açtı önümde: kütüphanelerin, yayıncıların, sansür kurullarının ve okurların cephesi. Kitapların daima iyi şeylere hizmet ettiğine inanmayı seviyoruz, kabul edelim. Hatta “kitap okuyan insandan zarar gelmez” düşüncesine inanan çokça insan var. Oysa Pettegree bize bunun her zaman böyle olmadığını gösteriyor. Bir kitabın insanları özgürleştirebildiği kadar manipüle de edebileceğini, bir romanın teselli sunduğu kadar propaganda aracı hâline de gelebileceğini hatırlatıyor. Yazarın anlattıkları arasında beni en çok kütüphanelerle ilgili olanlar etkiledi. Çünkü kitap yakmanın ya da bir kütüphaneyi bombalamanın yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını çok net hissettiriyor. Bir şehrin hafızasının yok edilmesinden söz ediyoruz. Bir daha asla yerine konulamayacak el yazmaları, notlar, kişisel arşivler ve izler… Bu bölümleri okurken insan ister istemez “bir toplumu gerçekten yenmek istiyorsanız önce insanlarını mı yok edersiniz, yoksa hafızasını mı?” diye düşünüyor. Cephede kitap okuyan askerler, sansürlenen yazarlar, bombalardan kaçırılan koleksiyonlar, savaş sırasında görevleri dışında çizim yapan ya da yazı yazan insanlar… Bütün bunlar metni kuru bir araştırma olmaktan çıkarıp canlı bir anlatıya dönüştürüyor. Kitabı beş günde bitirdim. Başarılı ve zor bir metindi. Bombardıman altında bile kitap saklayan, kitap taşıyan, kitap basan ve kitap okuyan insanların hikâyesi, savaşın kendisi kadar etkileyiciydi, diyebilirim. Savaşları anlatırken kitapları, kitapları anlatırken de insanı unutmayan bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
1000Kitap
Kitaplar ve SavaşAndrew Pettegree · Yeditepe Yayınevi · 20253 okunma
8/10
·240 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 19:08
1959 yılında California'da bir grup insanın, "Bevatron" adlı güçlü bir parçacık hızlandırıcıyı gezerken geçirdikleri bir kaza ile başlar. Proton ışınının altında kalan sekiz kişi, fiziksel olarak baygın halde hastanede yatarken, zihinsel olarak kendilerini tamamen değişmiş dünyaların içinde bulurlar. Gezgin grup, kazanın etkisiyle sırayla aralarındaki bazı kişilerin zihninde yarattığı evrenler içine hapsolur. Her uyandıkları dünya, o dünyayı yöneten kişinin takıntılarını, korkularını, dini inançlarını veya ideolojilerini yansıtmaktadır. Karakterler bir sonraki dünyaya geçip kendi "gerçekliklerine" dönmeye çalışırken, aslında insan psikolojisinin en karanlık odalarında seyahat ederler. Grup ilk olarak Arthur Sylvester adındaki bağnaz bir ihtiyarın zihnine düşer. Sylvester’ın dünyası, dogmatik inançların ve yozlaşmanın somutlaşmış halidir. Gökyüzünde her şeyi izleyen devasa bir gözün olduğu, bilimin yerini mucizelerin aldığı bu evren, aslında günümüzde de sıkça gördüğümüz kendi doğrusunu ve inancını korku unsuru yaratarak başkalarına dayatan insan modelini temsil eder. Yalan söyleyenin dilinde çıban çıkması gibi absürt cezalar, dinin ve inancın insanları manipüle etmek için nasıl bir baskı aracına dönüştürülebileceğinin bir eleştirisidir. Bu dinsel kabustan kurtulduklarında ise tam zıt kutupta yer alan, aşırı steril bir dünyaya, yaşlı bir kadın olan Edith Pritchet’ın zihnine geçiş yaparlar. Pritchet’ın dünyası; kötü, çirkin ve müstehcen bulunan her şeyin sansürlendiği, yapay bir düzenle yönetilir. Kadın; cinselliği, eti, kanı, hatta dünyadaki tüm böcekleri iğrenç bulduğu için onun zihninde bu kavramlara yer yoktur. Bu durum, günümüz dünyasındaki hayatın tüm gerçeklerini filtrelemek isteyen, her olumsuzluktan tetiklenen ve aşırı duyarlılık adı altında her şeye sansür
Edebiyat
Gökteki GözPhilip K. Dick · İthaki Yayınları · 2026259 okunma
Reklam
Günümüzde kitaplar gerçekten de yanıyor mu?
7/10
·202 syf.··
2026 3. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 14:45
Fahrenheit 451 kitabı, yıllardır okumak istediğim ve bana çokça övülen bir eserdi. Eninde sonunda okuduktan sonra fikirlerim biraz karmaşık diyebilirim. Bu kitabı dönemsel olarak değerlendirmemek epeyce yanlış olur açıkçası. Okura sunduğu distopya aslında günümüze kadar güncelliğini koruyor ve hatta yazarın kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar günümüz dünyası ile paralellik taşıyor. Bu paralelliğin gerçekten tek farkı bilginin, haberin ve bilimum her ürünün kısaltılıp küçültülerek mini mini paketler haline getirilmesinin dünyadaki kitapların yakılmasıyla değil, insanların sosyal medya üzerinden bireyeselleştirilmesi ile uyutularak yapılması. Ki bazı açılardan bakınca gerçek dünyadaki durum sanki daha da korkunç. Bradbury, tüm bunları daha televizyonun yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı dönemde yazmış. Kitapta "aile" olarak bahsedilen ve insanların hiç görmediği, bağlantısının olmadığı, yalancı kişiliklere bağlanmasının; günümüzde sosyal medya fenomenleri ve influencerları aracılığıyla yaşanıyor olması da inanılmaz bir öngörü diyebilirim. Kitabın bence eksik noktası bitişinin bende sönük bir iz bırakması. Hatta roman içerisinde yaşanan olaylar genel olarak insanda merak uyandıran bir senaryo çizmiyor. Guy Montag'ın hikayesi, sadece yazarın kafasında kurduğu distopyayı sunmak için bir araç olarak kalmış. Ancak buna rağmen günümüz dünyası ile korkutucu düzeyde benzerliği ile benden 7/10 puanını alacak kadar da iyi bir kitap. Tek üzüntüm bana övüldüğü kadar akıcı ve güzel bir anlatının olmamasıydı açıkçası. Ray Bradbury Fahrenheit 451
Edebiyat
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
Büyük Birader'i Sevdi
9/10
·328 syf.··
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 10:44
Nineteen Eighty-Four, totaliter bir devletin mutlak denetimi altında yaşayan Winston Smith'in hikâyesini anlatır. Okyanusya adlı ülkede iktidardaki Parti, insanların yalnızca davranışlarını değil düşüncelerini de kontrol eder; tarih sürekli yeniden yazılır, gerçekler değiştirilir ve herkes Büyük Birader tarafından gözetlenir. Winston bu düzene karşı içten içe başkaldırmaya başlar ve Julia ile yasak bir ilişki yaşar, ancak rejimin baskıcı gücü karşısında özgürlüğü ve gerçeği korumanın ne kadar zor olduğunu acı biçimde öğrenir. Roman; propaganda, sansür, gözetim, düşünce özgürlüğü ve iktidarın birey üzerindeki etkileri gibi temaları işler.
1984George Orwell · Saga Yayıncılık · 2026200,3bin okunma
Belgelerle Doğu Türkistan Gerçeği
10/10
·216 syf.·
2025 11. kitabı
Aziz dostum Ozan Pekgöz’ün kaleme aldığı Doğu Türkistan'da Türk Soykırımı başlıklı çalışma, modern dünyanın gözleri önünde yaşanan, ancak ne yazık ki ülkemizde bile derin bir sessizlikle geçiştirilmeye çalışılan büyük bir insanlık trajedisini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaşılan en büyük sistematik yok etme tertiplerinden biri olan bu soykırım, eserde yalnızca duygusal bir feryat olarak değil; tarihsel, belgesel ve son derece bilimsel bir yaklaşımla masaya yatırılıyor. Kitap, Çin devletinin toplama kamplarında yürüttüğü asimilasyon politikalarını, paramparça edilen aileleri, açlık ve soğukla sınanan ve nihayetinde kendi kimliğine düşman birer ÇKP fedaisi olarak yetiştirilmek istenen çocukların dramını sarsıcı bir dille aktarıyor. Kamplardan yükselen "ya ölünüz çıkar ya da ruhunuz" çığlığını sayfalarına taşıyan bu eser, okuyucunun yüzünü güldürmeyi vadetmiyor; aksine, insanı sarsıcı bir gerçeklikle baş başa bırakıyor. Ancak bu sarsıntı, bir yılgınlığa değil; Doğu Türkistan’ın haklı davası için bir umut çırpınışına ve uyanışa dönüşmeyi amaçlıyor. Sevgili dostum Ozan, çalışmasında Çin ve Uygurların tarihsel gelişimini titizlikle incelerken, Pekin yönetiminin başta Türkiye olmak üzere Avrupa genelinde kurduğu baskı ve sansür mekanizmalarını da açıkça ifşa ediyor. Doğu Türkistan davasının haklılığını uluslararası ilişkiler zemininde savunan kitap, hem Türkiye siyaseti açısından acilen alınması gereken somut önlemleri hem de atılması gereken stratejik adımları belgelerle ortaya koyuyor. Doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin sesine ses olmak, örülen sessizlik duvarını yıkmak ve meseleye dönemin en güncel, en nitelikli kaynaklarından biriyle yaklaşmak isteyen herkesin bu kıymetli eseri mutlaka okumasını tavsiye
1000Kitap
Doğu Türkistan'da Türk SoykırımıOzan Pekgöz · İleri Yayınları · 20244 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:35
Yakın zamanda vefat eden Baek Sehee'nin bu eserini okumadan önce gereksiz bir beklenti içerisindeydim. Bu beklentinin sebebi elbette sosyal medya ve popüler kültürdü. Fakat eserin sonunda umduğumu bulamadım. Baek Sehee bu eseri kendisi ile aynı şeyleri yaşayan insanların yalnız olmadığını hatırlatmak için kaleme aldığını özellikle vurguluyor. Depresyon, anksiyete ve alkol bağımlılığı gibi sorunlarla mücadele eden yazar, psikiyatri seanslarını kayıt edip yazıya dökerek okuyucuya iletmiş. Eser boyunca güçlü bir oto sansür hissettim. Elbette seansları harfi harfine yazmak zorunda değil ve bir şeyleri saklamak onun en doğal hakkı. Bu oto sansürler nedeniyle ortada ne bir adam akıllı problem ne de bir tedavi görebiliyoruz. Uzman bir psikiyatrist değilim, bu alanda çok fazla şey bilmem ama okuduğum onlarca kitaba dayanarak çok fazla yüzeysel bulduğum itiraf etmeliyim. Başlığı ile okuyucuyu kendisine çeken fakat içeriği ile zaman kaybı olduğunu düşündüğüm bir eser. sevgili Baek Sehee, ben de ölmek istiyorum ama mantı da yemek istiyorum... Fakat aynı sebeplerden ölmek istemiyoruz. Kitapla ve saygı ile kalın.
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
Reklam
Reklam