Cinsel imgeler antik dünyada yasak değildi. "Pornografi" sözcüğü Yunanca pornographe sözcüğünden gelmektedir ve "orospularla ilgili yazı" anlamı taşımaktadır. O zamanlar bu tür yazılar çoktu. Ayrıca Atina görkemli dik penislere sahip Hermes heykelleriyle doluydu. "Obscene" (müstehcen) sözcüğü hem "açık saçık ve pis" hem de "penis" anlamına gelen ve çoğul kullanıldığında cinsel organları veya kıçı ifade eden Yunanca caenum sözcüğünden gelmektedir. Ama scaena yani "stage” sözcüğünden türemiş ve ob öneki aldığında "offstage", yani alenen sergilenmeye uygun olmayan şeklinde bir anlam kazanmış da olabilir. Etimolojisi ne olursa olsun, açık saçık cinsel yazılar ve resimler Roma'nın her yerinde bulunuyordu ve çoğunun amacı tüketicileri cinsel olarak uyarmaktı. Rönesans Avrupası'nın eğitimli sınıfları, Yunan ve Roma klasiklerini yeniden keşfettiğinde, çoğu kimse Ovidius'un erotizmine ve Martialis ve Juvenalis'in müstehcen dizelerine özel bir ilgi gösterdi. Rönesans gençleri ve yaşlıları antik dönemin açık saçık yazılarından ve seks betimlemelerinden haz alıyorlardı. Fakat "klasiklerle mastürbasyon yapan" çokça eğitimli insan vardıysa da dolaşımdaki cinsel materyal nadirdi. Basım tekniklerinin gelişmesine kadar pornografi malzemeleri, özel tüketim nesneleri oldular. 15. yüzyılın sonunda modern basım ve çoğaltma teknikleri kullanılmaya başladığında, kişisel hazlar kamusal bir olguya dönüştü. Kısa sürede pornografik materyaller bütün sosyal sınıflara ulaştı. Bu materyaller elyazması olarak kalıp sadece seçkinler arasında dolaş-saydı, cinsel tasvirlere muhtemelen sansür uygulanmayacaktı ama pornografi yaygın bir tüketim malzemesi haline gelince sekiler ve dini yetkililer bu yeni olguyu kontrol edip cezalandırma telaşına kapıldılar. Basılı pornonun ilk versiyonları, elyazması
«Bilirsiniz ki kimsenin fikrine karışmam, keyfinize ve menfaatinize uygun olan her şeyi yapmakta serbestsiniz. Ancak müsaade ederseniz Ancak size başka bir cihetten sitem edeceğim. Kendi köşesinde çalışan, belki de kendi halinden, hayatından memnun olan insanlarda olmayacak bit takım arzular ve isyanlar uyandırmak doğru mu? »
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
6) Cemil Bey, kurtuluştan sonra İzmir'in ekonomik ve sosyal görünüşünü de şöyle anlatıyor:
"İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasından sonra şehirde sefâletle ihtişam bir arada yürümeye başlamıştı. Çünkü, bu süre zarfında yağmacılık hareketleri olmuş, dost düşmana karışmış, Rumların büyük kısmı ve azınlıklar şehri terk etmiş, birtakım düşük seviyeli kimselerin eline bol para geçmişti. Bu para bolluğu üç yıl sürdü. İzmir halkının büyük bir kısmı, vur patlasın para yemeye başladı. Öyle ki, sinemaya vereceği elli kuruşu cebindeki paraların arasında bulamayan ve bir liralık banknot atıp, üstünü almayan adam sayısı pek fazla idi. Ayrıca âsâyiş de iyi sayılmazdı."
7) Anılarda, farklı dönemlerdeki sinema/film sansürü hakkında bilgi edinmek de mümkün: "Sansürde beni en çok meşgül eden film, E. Hemingway'in 'Çanlar Kimin İçin Çalıyor?' filmi olmuştur. Hemingway'in solculuğu bahane edilerek, filme izin vermediler. Väliye, İçişleri Bakanı'na kadar çıkarak, zorla izin alabildim. İkinci Dünya Savaşı'na doğru sansür daha da artırıldı. Daha sonraki yıllarda bir süre bu yüzden ağır cezaya düşmemiz vardır. Bize muntazaman gelen Paramound Jurnalleri'nden biri de Stalin'in ölümü üzerine idi. Filmden önce gösterilen Stalin'in ölümü merasimlerine âit kısa bir gösteri, ihbar kabûl ediliyor ve biz mahkemeye çağrılıyoruz. İznin alınmış olduğunu ispât ediyorum, böylece yakamızı sıyırıyoruz."14
"Rus filmleri de peşinden sökün etti. Ancak sansür kuş uçurmuyor. Gelen filmlerden ancak bir tanesine izin verebildi ve onu gösterdik. "15
8) İkinci Dünya Savaşı yıllarında sinema/film propaganda-sı hızlanmıştır. Cemil Bey, başından geçen ilginç bir olayı şöyle naklediyor:
"O yıllarda da Almanlar, İstanbul'da dehşetli beşinci kol faaliyetleri yürütüyorlardı. Subaylarımızdan, askerî doktorlarımızdan