Uzun bir aradan sonra dönebildiğim okumalarıma Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'unu bitirerek başlıyorum.
Türk Edebiyatı'nda köy yaşamını anlatan, türünün ilk örneklerinden biri olan bu kitabı açıkçası beklediğim gibi bulmadım. Sabahattin Ali her ne kadar teknik olarak güzel bir iş çıkarmış olsa da birçok yerde kullanılmayan ve okuru olay akışından uzaklaştıran betimlemeleriyle, roman içerisinde geçen bazı konuların kullanılmayıp kenara atılmasıyla (Örneğin Dünya Savaşı'ndan onca kez bahsedilmesine rağmen hikayeye hiçbir etkisinin olmaması gibi) ve karakterlerin birçok noktada addedilen özelliklerini yansıtmamasıyla beni hayal kırıklığına uğrattı.
Açıkçası Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan kitaplarında bu gibi konuların üstesinden daha iyi geldiğini düşünüyorum yazarın. Elbette bu kitabın hem yazarın ilk romanı olması, hem de bu türde yazılan ilk eserlerden olmasını unutmamak gerek.
Her zaman yaptığım gibi olumlu eleştirilerimi de son kısımda yapayım: Sabahattin Ali kitabın birçok kısmında dönemin Anadolu'sunun çerçevesini güzel çıkarmış. Bu çerçevenin içini de okura anlattığı olayların örgüsü gayet güzel düşünülmüş bir şekilde doldurmuş. Ah bir de okurken birçok noktada "Ne alaka ya?" cümlesini söyleme zorunluluğunda kalmasaymışım, işte o zaman benim için çok güzel bir roman olurdu Kuyucaklı Yusuf.