• Batı dillerinde eşcinsel anlamında kullanılan homosexual sözcüğü, Grekçe önek olan homo (eş, aynı) ile sexual (cinsel) sözcüğünden türemiştir ve çoğu kimsenin sandığı gibi latincedeki homo (erkek) sözcüğü ile ilgisi yoktur. Bu nedenle sözcük, kadın olsun erkek olsun, aynı cinsten cinsel ilişkiye giren iki kişi için kullanılır. "Lezbiyen" ve "safik" sözcükleri de, çoğu kez kadınlar arası cinsel ilişkiye giren kadınlan anlatmak için kullanılır. Bu iki sıfat da, kendisi de bir eşcinsel olan Grek kadın şair Sapho'nun yaşadığı ada olan Lesbos'la (Midilli adası), Sapho'nun kendi adından kaynaklanır.
  • Günlük askerî rutinin gevşemesi okumalara yoğunlaşmasını kolaylaştırdı. Üç alandan seçiyordu kitaplarını: 1) Nispeten genç yazarların romanları; 2) Tarih hakkında genel referans kitapları, ve 3) Çağdaş Osmanlıca şiir ve denemeler. İlk iki tür neredeyse tümüyle Fransız yazarların kaleme aldığı eserlerden oluşmakta idi. Alphonse Daudet’nin kolay anlatımlı Sapho-Mœurs Parisienne (“Paris Görenekleri”) kitabını Fransızcasından okuyordu. Parislilerin günlük hayattaki âdet ve davranışlarını konu eden kitabın orijinali eski Türkiye’de anlaşılan çok sayıda nüshasıyla dağıtıma girmişti. İzzeddin ise aynı günlerde Stendhal’in Le Rouge et le Noir’ına gömülmüştür.
  • Daudet'in okuduğum ikinci kitabı ilk kitabı Değirmenimden Mektuplar'ı büyük keyif alarak okumuştum Sapho bambaşka bir kitap çıktı yazarın oğluna öğüt gibi yazdığı bir roman ( yazma amacı buymuş) Fany karakterinin zekası kitabın sonunda sizi etkileyecek o kadar Daudet okumak istiyorsanız tercihiniz kesinlikle bu kitap olmasın
  • Mehmed Uzun'un ölüm yıldönümünde, 11 Ekim’de,11. yıl anmasında, saat 11’de biz sadece 11 kişiydik Nar Çiçekleri’nin başucunda bu da böyle bilinsin...

    Şeyhmus Diken



    Mehmed Uzun 1996 yılında yayınlanan ve Yaşar Kemal’e ithaf ettiği “Nar Çiçekleri” kitabının aynı adlı ilk denemesinde şöyle der:

    “Çocukluğum, çiçek açmış nar ağaçları ve onların büyüleyici renkleri arasında geçti. Doğduğum ve büyüdüğüm geniş aşiret evinin bahçesinde dört nar ağacı vardı... Onlar mevsimlerin değişik giysilerinin habercisiydiler.”

    Bilenler bilir. Nar ağaçları kışın adeta döşeğinde ölümü bekleyen hasta gibidir. Üzülürsünüz, onları o halde görünce. “Aman tanrım onca güzel çiçekler açan, o meyveleri veren ağaç bu hale mi düşer.” Tam da bu minval üzere avluları kasvet insanı da hüzün kaplar!..

    Sonra, baharla birlikte nar ağaçları önce silme yeşile bürünür. Ardından muhteşem rengiyle, onca sabır ve sebat ile beklenen zamanın hürmetine, kan kırmızısı çiçekler açar. Bir süre sonra kırmızı çiçeklerin arasında suyun ve ışığın bereketiyle büyüyen nar tomurcukları meyvenin habercisi olur.

    Narın; yeşili, kırmızı çiçeği, tomurcuğu ve en sonunda dallarında kabuklarını zorlarcasına çatlayacak olan iri narlarının, bir bahardan bir başka bahara olan hikayesi altı ay sürer.

    Mehmed Uzun; 1950’li yılların sonunda çocukken dedesi ile Siverek’te başlayan, Diyarbakır’da Gavur Mahallesi'nde dayılarının ve Ermeni arkadaşı Mıgo’nun evinde birde Dicle nehri kıyısındaki nar bahçeleri ile süren, finalde de nerdeyse dünyanın bir ucu olan Kanada’da, Diyarbekir’de yitirdiği Apê Vardo’yu bularak onunla nihayetlenen nar ağacı hikayesini hayli hüzünle anlatır.

    Elbette ki durduk yerde yazmadım bu girizgahı. Mehmed Uzun 2007 yılının 11 Ekim günü öğlene doğru saat 11 sıralarında vefat etti. Onulmaz hastalığa yakalandığını anlayınca öldüğünde Siverek mezarlığına amcaoğlu Ferit Uzun ile arkadaşı Necmettin Büyükkaya’nın yanına defnedilmeyi vasiyet etmişti.

    İyilik hallerinin görünür olduğu hoş bir anında ölümden söz açılınca, Dağkapı meydanına bakan hastane odasında sohbet ederken kendisine, “ömrün uzun olur umarım soyadın gibi, ama bir gün öte yakaya göçersen Diyarbekir toprağı seni kucaklamalı” demiştim. O da eşinin onayını alarak “tamam” demişti. “Yalnız” deyip eklemişti, “Fırat kıyısından Qetîn’den nar ağacı başucumda mutlaka olmalı” diyerek nar ağacının hayatında bıraktığı güçlü izleri, son söz olan vasiyetiyle dile getirmiş oldu.

    Biliyorsunuz! Mehmed Uzun’un vefatından sonra cenazesi yaklaşık 40 bin kişilik katılımla kaldırıldı. Çok görkemli cenaze töreni düzenlendi. Şehrin kadim Mardinkapı Mezarlığına defnedildi. Vasiyetinde olduğu gibi biri başucunda üçü hemen yanı başında dört kök nar fidanı dikildi ve yeşerdi.

    Ben, onun eski vasiyetini değiştirtmesi için çaba sarf ederken, “Diyarbekir olmalı. Sadece aileni düşünme! Sen önemli ve büyük kapılar açmış bir yazarsın. Gelenin, gidenin, selam vermek isteyenin çok olur. Zira duygu kalemle varlık bulmuşsa sahibi halktır, Mehmed Uzun Diyarbekirlidir. Bunun için de en uygunu Diyarbekir” demiştim.

    Mehmed, 11 yıldır Dicle Nehri ve Hewsel Bahçeleri’yle, Ben û Sen ve Kırklar Dağı’na nazır Şeyh Muhammed Düzlüğünde yatıyor. Nar Çiçekleri Denemesinin yaprağı Mardinkapı’daki mezar anıtına düşmüş gibi, 11 yıldır başucunda seyir halindedir, nar ağacının serüveni!

    Çocukluğunda olduğu gibi her yıl 11 Ekim’de, saat 11’de bekliyor, dostlarının merhabasını ve muhabbetini!..

    Bu yıl öyle olmadı. Her sene 11 Ekim günü saat 11 civarında toplanarak yaptığımız anma, bu yıl çok hüzünlüydü! Günler öncesinden sosyal medyada boy gösteren önceki yılların anmalarından video ve fotoğraflar paylaşanların, üstelik kentte olanlarının hiçbiri yoktu.

    İkisi kız kardeşi olan aile fertleri dahil toplam 11 kişiydik. 11 Ekim günü, 11. anma yılında, saat 11’de sadece 11 kişi Mehmed Uzun’u anmıştık.

    Başucundaki nar çiçekleri gibi üzüntü duyduğum manidar tablonun dramını sizinle paylaşırken aslında o nar fidanlarını ustanın yüreğimize diktiğini bilmenizi isterim.

    Mehmed, Nar Çiçekleri’nde anlatır. Diyarbekir Gavur mahalleli Apê Vardo Kanada’nın Montréal şehrine yerleştikten sonra Diyarbekir’den nar fidesi getirtip diker, tutmaz. Bitlisli William Sarıyan’ın amcası Melik, Amerika’nın Sierra Nevada çölünde nar ağaçları diker hepsi kurur. İki kelimelik hüzündür, “ama olmadı” işte.

    11 Ekim’de,11. yıl anmasında, saat 11’de biz sadece 11 kişiydik Nar Çiçekleri’nin başucunda bu da böyle bilinsin...

    Sapho 2 bin 700 yıl önceden seslenerek der ki şiirinde;

    “Kızaran nara benzersin, dalın tepesinde;

     En yüksek dalında unutulmuş, bir ağacın.

     Hayır, unutulmuş değil, yetişilememiş.”

    O Sapho’nun unutulmuşu değil, ulaşılamamış zirvedeki narıdır. Ruhu bir kez daha şad olsun... (ŞD/ÇT)
  • Alphonse Daudet’nin Sapho-Moeurs Parisiennes adında, canım sıkıldıkça okuduğum romanı bitti.
    Mustafa Kemal Atatürk
    Sayfa 43 - Kopernik Kitap, 1. Baskı: Mayıs 2018, İstanbul, Kapak Tasarımı: Ali Kaya - 19 Kasım 1916
  • Bir gün Mayakovski’siniz devrimin yollarında, bir gün Sapho bir yar’ın başında.
    Kendiniz olarak terk etmenin ağırlığı Vronski olarak terk edince muafiyet kazanıyor kuşkusuz. Kendiniz olarak yara olan yerleriniz Julien Sorel olunca estetize edilmiş oluyor.
    Ama bir şeyi gözden kaçırıyorsunuz.
    Sizin, sizi yazan bir yazarınız yok.
    Julien, Hamlet, ya da Anna kadar şanslı değilsiniz.
  • Karanlık, ölüm dolaylarında daha da karardı, onu ürpertiyordu. Geri döndü, gecenin kanatları gibi sessiz dolaşan işçi ceketlerine, kirli camları, içinden çiftlerin geçtikleri, öpüştükleri sihirli lambanın büyük ışıklarını kesen pis evlerin kapılarında iğrenç eteklere sürtüne sürtüne. Saat kaç? Konak noktasına gelmiş bir yorgun at gibi bitkin buluyordu kendini; sağırlaşmış, bacaklarına inmiş acısından kala kala bu bitkinlik kalmıştı şimdi. Ah!.. yatmak, uyumak... Sonra, uyanınca, soğuk soğuk, hiç öfkelenmeden, şöyle diyecekti o kadına: "Bana bak, ne mal olduğu biliyorum artık senin. Bu ne senin suçun, ne de benim; ama artık bir arada yaşayamayız. Ayrılalım." Kovalanmaktan kurtulmak için de annesini, kız kardeşlerini kucaklamaya gidecek, Rhône'un yelinde, özgür ve canlandırıcı mistralde kötü düşünün pisliklerini, ürpertisini silkip atacaktı.
    Alphonse Daudet
    Sayfa 39 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları