Popüler kültürün sözlük anlamına bakmak yerine kitabın satışlarını incelemeli veya daha da ileri giderek kitabı okuyabiliriz. İlk adını duyduğumda konusu beni fazlasıyla etkilemişti, insanların sevgisine bu denli maruz kalması da hoşuma gitmişti. Çünkü "arkadaşlık" kavramı üzerine insanları aydınlatabileceğini düşünmüştüm. Fakat kitabın içerisinde bunu anlamak yerine saf tutmaya, nefret etmeye ve bunalmaya başladım. Irkçılığın, sosyal medya zorbalığının, yayınevlerinin isteklerinin okuyucuya geçirilmediği yani sığ bırakılmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Okuyucu Athena mı Junie mu demek yerine bir sonuca varmalı ve kitabı kapattığında affedebilmeyi ya da tarafsız kalmayı öğrenmeliydi. Eğiticilik kaygısında değilim fakat "manipüle" olamayacak kadar da edebilikten uzak kaldım. Karşımızdaki ana karakterin sürekli olarak "off kitabımın satışları neden böyle" "neden en başarılı ben değilim" demesi ölüm tehditleri almasına rağmen asla adım atmaması insanları eğitmez ya da edebi bir zevk uyandırmaz.
Beğendiğim noktası ise ana fikrinin şahane olması. Kitabı çevreme anlatırken ağzımdan "Keşke kitabı ben yazsaydım." cümlesi döküldüğünde yazarın ironisine maruz kaldığımı hissettim. Yoksa ben Junie gibi Athena'nın yerine geçip "Son Cephe"yi yazabilir miydim?
Sonuç olarak popüler kültürün tuzağına düşmekten hiçbir zaman kaçamayacağız, her seferinde ya iyiyse düşüncesiyle alıp okuyacağız. Umarım tatmin olduğumuz eserlerle karşılaşırız.
Kitap, 1518 yılından kalma bir veba salgınını günümüze aktarıyor. İnsanların yiyecek bulamadığı için fareleri yediği, dışkılardan beslendiği ya da bebeklerini öldürmekle yemek arasında kaldıkları zamanlara değiniyor. Ayrıca yazar hastalığı "dans vebası" olarak nitelendiriyor.
Bir okuyucu olarak kendimizi kurguya yerleştirirsek: Bir sabah yan komşumuzun doğum haberiyle uyanıyoruz. Çevremizdeki herkes garip bir sevinç içerisinde aynı dileği sayıklıyor: "Umarım siyam ikizleri olmuştur, tek doğumda çift ziyafet çekerler!". Kendilerine pay düşeceğinden emin komşular kahkahalar atarken anne olabildiğince sakin ve kararlı görünüyor. Belki de yeni doğan bebeğini boğmak dışında hiçbir çaresi yok. Bundan sebeptir ki bebeği nehire bırakıyor ve suda kayboluşunu izliyor. Vermiş olduğu kararla aç kalanların hayıflanması ve kendi iç bunalımıyla sokağın ortasında bilinçsizce dans etmeye başlıyor. Belki başta komik gelen bu hareketler zamanla sokağına, mahallesine ve şehrine yayılıyor.
Kitapta devlet tarafından yardım yapılmayan ve açlıktan mahvolan bir millet resmedilmiş. Kapalı kapıların ardındaki ziyafetin kokusunun bile ulaşmadığı bu insanların yaşadığı buhran okuyucunun yer yer midesini bulandırıyor. Okurken tüm köpekler yendiği için köpek taklidi yapan çocukların havlamalarını, pervasızca dans eden insanların ayak seslerini işitip sokakta yatan ceset kokularını alabiliyorsunuz.
Dansa DavetJean Teule