Puan vermedi·49 syf.··
2026 252. kitabı
Jules Verne, bilimkurgu ve macera edebiyatının öncüsü olmasının yanı sıra, bu erken dönem gotik ve felsefi öyküsünde okuru zamanın, kibrin ve ölümsüzlük arzusunun karanlık dehlizlerine fırlatıyor. Eser, Cenevre’nin en ünlü, adeta zanaatıyla büyüleyen saat ustası Zacharius’un, kendi kusursuz icatlarının arkasındaki gücün Tanrı değil, bizzat kendisi olduğuna inanmasıyla başlayan trajik düşüşünü konu alıyor. Zacharius Usta, zamanı kontrol edebildiğini ve saatlerine adeta kendi ruhundan birer parça üflediğini düşünecek kadar büyük bir kibir sarmalına kapılır. Ancak bir gün, şehirdeki tüm saatleri esrarengiz bir şekilde aynı anda durmaya ve ne yaparsa yapsın tamir edilememeye başlar. Saatlerin durmasıyla birlikte usta da fiziksel olarak çökmeye, hayata tutunduğu o tıkırtılar kesildikçe ölüme yaklaşmaya başlar. Bu çaresizlik anında, zamanı ve ölümsüzlüğü elinde tuttuğunu iddia eden gizemli, tekinsiz ve adeta Şeytan'ı andıran bir figür olan Signor Pittonaccio ile yolları kesişir. Zacharius, ruhunu ve kızının geleceğini bu karanlık güçle pazarlık masasına sürmekle yüz yüze kalır. Yazar, bu sarsıcı alegori üzerinden bilimin ve teknolojinin insanı Tanrılaştırma yanılgısını, doğanın yasalarına karşı gelen insanın uğrayacağı mutlak hüsranı ve zamanın acımasız ritmini işliyor. *Zacharius Usta*; Faustvari bir temayı saat çarklarının, zembereklerin ve tıkırtıların arasına gizleyen; insan aklının sınırlarını, ölümlülüğün zarafetini ve zamanı durdurmaya çalışan insanın kendi yarattığı mekanik hapishanede nasıl yok olacağını fısıldayan, sarsıcı ve felsefi bir Jules Verne klasiğidir.
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 43. kitabı
Uyanan Güzel,Jale Sancak'ın 2018 yılında Attila İlhan Roman Ödülü'nün sahibi hem duygusal hem sert gerçekçi kitabı. Tıpkı hayat gibi. Çok sevdim ben. Okurken kendimi karakterlerin yerine koydum,onların derdi benim derdim oldu. 1980 darbesinin savurduğu bir aşk,Bosna savaşı travmaları,kadınların küllerinden doğma hikayelerini anlatan etkileyici bir roman bu. Romanın adı içeriğine çok yakışmış:Uyanan Güzel. Yine dili de çok masalsı çok şiirsel. Tutturulan dil ve anlatım da içerik ile çok örtüşmüş. Romanda italik harflerle yazılan bölümlerde , 10 binlerce yıl önce İstanbul'a gelip yerleşen kişilerin ve insanoğlunun doğayı nasıl tahrip ettiğini yine masalsı bir dille anlatmış yazar. Üstelik diğer bölümlerde küresel iklim krizi,kentsel dönüşüm için yapılan eylemlerle bütünleştirerek . Romanın iki ana karakteri vardır:Vahide ve Adrian. Vahide ,kırklı yaşlarının sonlarında, terzilik yaparak yaşamını kazanan ve yeğenine annelik yapan bir kadındır. Asıl hayali resim yapmak olan, gençlik aşkı Sedat’ın babası tarafından ihbar edilmesiyle hayatı sekteye uğrayan Vahide, zamanla, roman boyunca kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir. Adrian ise Romanya'dan İstanbul'a savrulmuş sokak çalgıcısı ve akordeon ustasıdır. Bosna Savaşı'nda bacağını ve sevdiklerini kaybetmiş, ağır travmalar atlatmıştır. İstanbul'da Vahide ile yollarının kesişmesi, her ikisinin de yaralarını sarmasına vesile olur. Eserde Vahide karakteri üzerinden ataerkil düşünce kalıpları, kadına dayatılan edilgenlik ve susturulmuşluk sorgulanır. Vahide, geleneksel bağların gölgesinde kalmışken kendi içindeki potansiyeli fark edip varoluş sancılarını aşar. Tabii bunda aktivist yeğenine ve Adrian'a duyduğu aşkın payı da vardır. Evdeki yatalak baba Azmi Bey ise gerçekten çok sinir bozucuydu. Toplumda böyle bir baba
Uyanan GüzelJale Sancak · Sia Kitap · 2026135 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·400 syf.··
2026 139. kitabı
Ahmet Ümit’in o çok sevdiğim canlı ve betimleyici anlatımıyla, Başkomser Nevzat’ın peşinde yine soluk soluğa bir cinayet sarmalına sürüklendim. Yazar bu kez çocuk istismarı ve mülteci dramı gibi kanayan toplumsal yaraları, adalet ve intikam kavramları üzerinden öyle sarsıcı bir polisiye kurguyla işlemiş ki etkilenmemek imkansızdı. Hem vicdanımı derinden sorgulatan hem de gizemi son ana kadar koruyan, elimden bırakamadığım muazzam bir roman oldu.
Kırlangıç ÇığlığıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201839,9bin okunma
Bilmek mi , bilmemek mi, bilmediğini bilmek mi?
Puan vermedi·325 syf.··
2026 9. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 16:03
Önce bilmemek farkında olmamak ve bunun mutluluğu, sonra bilmek ama sosyallikten uzaklaşmak, kendi kabuğuna çekilmek, sonra yine farkındalığını kaybetmek ama bu olurken de herşeyin farkında olmak, unutacağını bilmek yavaş yavaş herşeyin geriye sardığını görmek...Charlie bize notlarıyla birlikte iç dünyasınıda açıyor, yaşayan gerçek bir hikaye gibi. Zekice kurgulanmış ,heyecanlı, sürükleyici ve bence hüzünlü bir hikaye...ve kitabın sonunda herşeyin geriye sarmasına rağmen en değer verdiği dostu Algernon`un arka bahçedeki mezarını unutmaması ve bu çalışmadaki son isteğinin onun mezarına çiçek konulması olması çok anlamlı geldi bana:(
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
9/10
·420 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 02:24
Hayvanlaşan İnsan İnsan hayvanlaşmıyordu insanın özü hayvandı... Émile Zola – Hayvanlaşan İnsan: İçimizdeki İlkel Canavarın Anatomisi ​Giriş: İnsanın Özündeki Vahşet ​İnsan dedikleri canlı, zaten başlı başına bir hayvan değil midir? Bizleri medeni gösteren maskelerin altında, sadece ortaya çıkmayı bekleyen ilkel ve hayvani içgüdüler yatar; tıpkı kendi çıkarlarımız uğruna bir başkasının canına kıymak gibi. Émile Zola'nın bu eseri incelenirken, hikayedeki olay örgüsünden önce bu felsefi altyapıyı ele almak gerekir. Romandaki hemen her karakter, içten içe birinden intikam almayı düşünüyor ya da öldürme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Hikayemiz gayet sakin başlarken, Roubaud’nun, karısı Séverine’in küçükken üvey babası tarafından tecavüze uğradığını öğrenmesiyle büyük bir kırılma yaşanır. ​Gelişme: Gurur, Arzular ve Raydan Çıkan Hayatlar ​Bu noktada Roubaud’nun verdiği tepki oldukça dikkat çekicidir. Roubaud, bu durumu karısının çocuk yaşta uğradığı bir trajedi olarak görüp ona şefkat göstermek yerine, tamamen kendi erkeklik gururuna ve mülkiyet hakkına yapılmış bir saldırı olarak algılar. Karısının istismara uğramasını adeta bir aldatılma, bir "boynuzlanma" gibi düşünmesi, içindeki ilkel mülkiyetçi öfkeyi tetikler. Bu hastalıklı gurur, Séverine'in üvey babası olan Başkan Grandmorin’in öldürülüp tren raylarına bırakılmasıyla geri dönülemez bir şiddet sarmalına yol açar. Olay, diğer bir karakterimiz olan makinist Jacques’ın cesede tanık olmasıyla devam eder. ​Jacques, içindeki büyük öldürme arzusuyla yanıp tutuşan bir adamdır ve bu vahşi sahne onun içindeki arzuları tekrar uyandırır. Onun bu karanlık dürtüsü genellikle kadınlara yöneliktir; onlarla yaşadığı herhangi bir birliktelik sırasında onları boğma ya da göğüslerine bıçak saplama isteğiyle yanıp tutuşur. Ta ki Séverine’i görene
Hayvanlaşan İnsanEmile Zola · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,973 okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2026 14. kitabı
Carlo Ginzburg’un mikro tarih akımının başyapıtı kabul edilen “Peynir ve Kurtlar"kitabını nihayet bitirdim. Uzun zamandır kitaplığımdayken neden bu kadar ertelediğimi sorgulatan, bittiğinde ise beni derin bir düşünce sarmalına iten muazzam bir eser oldu. Size biraz bu okuma deneyimimden ve kitabın bende bıraktığı izlerden bahsetmek istiyorum. Eğer tarih kitaplarının sadece kralları, savaşları, antlaşmaları ve büyük siyasi figürleri anlatması gerektiğine inanıyorsanız, bu kitap ezberinizi tamamen bozacak. Çünkü Ginzburg kamerayı "büyük" tarihten alıp, 16. yüzyıl İtalya’sında yaşayan, kendi hâlinde bir değirmenciye çeviriyor: Sıradan Bir Değirmencinin Sıra Dışı Kozmolojisi Menocchio, yaşadığı döneme göre okuma yazması olan, eline geçen her kitabı (İncil’den tutun Decameron öykülerine kadar) adeta yutarcasına okuyan bir köylü. Ancak onu asıl ilginç kılan şey, okuduklarını kendi hayal gücü, halk kültürü ve pratik mantığıyla harmanlayarak tamamen kendine has bir evren teorisi (kozmoloji) üretmiş olması. Kitaba adını veren o meşhur metafor tam olarak burada devreye giriyor. Menocchio’ya göre evren, başlangıçta kaotik bir çorba gibiydi; tıpkı sütün pıhtılaşıp peynire dönüşmesi gibi şekillendi. Peki ya tanrılar ve melekler? Onlar da tıpkı peynirin içinde kendi kendine üreyen kurtlar gibi bu maddeden türediler. Her şey bir kaostu... ve o kütleden tıpkı peynirde kurtların oluşması gibi bir kütle peynirleşti ve onlardan melekler çıktı..."i Dönemin Katolik Kilisesi ve Engizisyon mahkemeleri için bundan daha büyük bir sapkınlık (heresi) düşünülemezdi haliyle. Menocchio sadece bununla da kalmıyor; İsa’nın tanrılığını reddediyor, kilisenin zenginliğini eleştiriyor ve her dinin (Hristiyanlık, Müslümanlık, Yahudilik) eşit derecede değerli olduğunu savunuyor. 16. yüzyıl için bu
Peynir ve KurtlarCarlo Ginzburg · Metis Yayınları · 2021888 okunma