GÖRGÜ FAKİRLERİ ve MERÂSİMLERİ...
(...) Bu yeni tip bağırgan ve kuralsız muhafazâkarlıkla hiç aram yok ve olmadı; esasen kendimi onlarla aynı tarafta da görmüyorum. Görmek için elimde pek bir malzeme de yok. Benim için mukaddes anlamları muhtevi olan bazı kavramların, bu görgü fakiri kesimlerin elinde oyuncak oluşu içimi derinden sızlatıyor. Özellikle sünnet düğünü adı altında organize ve dizayn edilen bazı şatafat odaklı merasimlerin, bu sonradan görme kesimler elinde nasıl aslından uzaklaştığını, nasıl bir "benim çok param var" kepazeliğine dönüştüğünü, böyle abanmalarla israfın, zevksizliğin, kibrin ve gösterişin nasıl yerleşikleştiğini görüp de kahrolmamak mümkün değil! Aynı şey özellikle hanımların gün benzeri amfili-mikrofonlu, kostümlü-profesyonel (yâni okkalı cukkalı) şovlu buluşmalarında, adı güya "mevlid" (estağfirullah) olan alakasız partilemelerinde de aynı zevksizlikle icrâ olunuyor. Ne yazık ki hatim/Kur’ân’a geçiş gibi hayr temelli işlerin merâsimlerinde de oraya doğru bir abartılı bir gidiş var, bu da ayrıca kederlendiriyor insanı. En son okullarda bu sene vardığı noktayı irkilerek müşahede ettiğimiz mezuniyet törenleri de bu çığırından çıkma zincirine eklenmiş bulunuyor. LGS anneliği falan gibi gerçekten insanın içine fenalık getiren halleri de buna ekliyorum. Daha evvelinde öğretmenler günü vesilesiyle velilerin, özellikle de havasını atacak parası olan velilerin konuyu nasıl rotasından çıkardıklarına, nasıl aralarında rekabete girdiklerine, bu süreçte onlar kadar imkânı olmayan diğer velilerin nasıl ezildiğine de bizzat ben şahit olmuştum. -Gökhan Özcan, "Görgüsüzlüğün Merâsim Hâli", yenisafak.com, 16 Haziran 2026-
gökhanözcanyazıları
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ADAM 500 SENE ÖNCE YAZMIŞ!
1️⃣ "Bir vicdansız azınlık, doymak bilmeyen hırsıyla, bütün bir toplumun ihtiyaçlarını, mutluluğunu sağlamaya yetecek olan nimetleri kendi tekeli altında tutmaktadır." 2️⃣ "Büyük çoğunluk yoksulluk içinde kıvranırken, doymak bilmez bir avuç insana memleketin bütün zenginliklerini sömürten bir devlet mutlu olabilir mi?" 3️⃣ "Halk açken, saraylardaki şatafat sadece çürümüşlüğün göstergesidir." 4️⃣ "Adalet, güçlünün zayıfa uyguladığı bir tahakküm aracı haline geldiğinde, devlet çökmeye mahkumdur." 5️⃣ ​"Yasalar, ormanda örümcek ağına benzer; zayıfları yakalar, güçlüler parçalayıp geçer." 6️⃣ ​"Adalet, sadece zayıfların uyduğu bir kural kitabı değil, güçlülerin de boyun eğdiği bir gerçeklik olmalıdır." 7️⃣ ​"Devlet, tüm vatandaşlarını bir ailenin bireyleri gibi gözetmediği sürece, sadece bir zorbalık mekanizmasıdır." 8️⃣ ​"Siyasetin temeli ahlak değil de güç olduğunda, devlet sadece bir gasp şebekesine dönüşür." 9️⃣ "Halkın cehaleti, yöneticilerin en büyük sermayesidir." ♦️ Ütopya — Thomas More (1478 — 1535) ●●●
Çokça dikkat ediyorum; Nietzsche'nin, Heidegger'in, Deleuze'un söylemek istediklerini; "Doğu" yüzyıllar önce söylemiş. Fakat Nietzsche herkes tarafından bilinirken Arâbi'yi üç beş kişi biliyor, bilenlerin çoğu da yanlış anlıyor. Batı'nın elemanlarını herkes bilirken, Doğu'nun mutasavvıflarının bilinmemesini şu şekilde yorduyorum: "Batı" reklam, gösteriş, şatafat, sükse seviyor. Tevâzu sahibi 'Ortadoğu' ise sadece "hakikati" seviyor. Elbette hakîkât azizdir ve galip gelecektir.
Felsefe
Zihinsel olarak kendini geliştirmiş eğitimli insanlar gösterişe ve lükse hiç önem vermiyor ,gösteriş ve lükse önem verenler daha çok sonradan görme eğitimsiz insanlar oluyor , mesela Avrupalılar daha mütevazı ve sade iken Ortadoğu coğrafyasında şatafat daha yaygın.
Günümüz toplumu cehaleti sorunsalı;
Sonu olmayan bir cehalet,muhteşem bir görgüsüzlük,görgüsüzlüğe bulanmış bir şatafat,cahilim ama güç bende kibiri…
Duygu ve Düşünce