Halkın zekası uyuyor,cehalet gittikçe büyüyor. Halkta fakirlik ve kabalık baş gösteriyor. Ülke sürekli fakirleşiyor. Halk gittikçe ahlaki, düşünsel ve ekonomik iflasa yaklaşıyor. Bir şeyler öğreten, ülkenin yardım beklemeye hakkı olduğu o insanlar nerede? Sürükleyici ve aptal şeyler okuyarak akıllarını uyuşturuyorlar…
"Her şeyin iyi gittiğini nereden çıkarıyorsun?" dedi." Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra tellere takılır gibi kadına geliyor gece yarısı."
"Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku," dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.
" Evet biraz sapık ve tek taraflı bir tutku,"dedi, arkasını dönüp gitti.
Hikaye elimde, öylece kalakalmıştım. Şu, bir fotoğrafta gördün kadını sevip, resmin orijinali ile karşılaşınca," Hanımefendi, ben size değil, resminize aşığım," diyen müşfik şahıs belirdi ve aynı cümle yüzümün ortasını söyleyip gitti.
Hikayeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, ruh eve sığmıyor, sabahları kadından önce uyanıp evden tüyerek, şehrin uzak bir köşesine gidiyor, elleri kıçında oraya buraya takılıyor, birileri ile tuhaf muhabbetlere giriyor ve her akşam kadından önce eve dönüp, günün hikayesini yazıp, görülebilecek bir yere iliştirip, yine arazi olup, ta ki gece yarısı, uyumakta olan kadının yanına sokulup, birbirlerini bir güzel sevip ve adam, sabahın kör vakitlerinde, yine sevişmelerle bitecek bir gece için erkenden sokaklara süzülüp...
Bir şeyin gerçekte öyle mi olduğu yoksa bana mı öyle geldiği konusunda her zaman kafamı karıştırırdı. Gerçi sezilerim, bir süre sonra hayat tarafından doğrulanırdı. Ama her defasında ben, aradan geçen süre boyunca, " Doktor acaba ben paranoyak mıyım?" başlıklı metinleri yazıp yazıp bozuyordum. Pek keyifli olmuyordu.
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.