“Gerçekleri açıkça söylemekten korkmuyorsak (ki ödümüz kopar bundan) “ana sevgisinin” ömür boyu süren gönüllü bir kölelik olduğunu kabul etmemiz gerekir.”
“Tolstoy, 1910’da seksen iki yaşındayken, nerdeyse yarım yüzyıldır evli olduğu, ona bir düzine çocuk veren, evin her işiyle uğraşan, bütün yazdıklarını temize çeken karısı Sofia’dan resmen kaçtı. Kendisini zindanlara atan bir gardiyan olmakla suçladı onu. Bir yandan evrensel sevgiyi savunuyor, bir yandan da kadıncağızı köpekler gibi mutsuz ediyordu.
Karısına bıraktığı veda mektubunda, kırk sekiz yıldır sadık ve dürüst bir eş olduğu için Sofia’ya teşekkür etti; ama son günlerini “yalnızlık ve sessizlik içinde” geçirmek istediğini bildirdi. Gece yarısı gizlice evden kaçarken, “özgür olmak ne güzelmiş!” dedi.”
“Her şeyden önce, gençliğin bir mutluluk, yaşlılığın ise bir mutsuzluk dönemi olduğu mitosunu yıkmak istiyorum. Gençliğin mutluluğu, gençlerin kendileri dışında nerdeyse herkesin inandığı koca bir yalandır.
Hiçbir gencin, “genç olduğum için aman ne mutluyum” dediği duyulmamıştır. Ama her nedense ihtiyarlar “ah! gençken ne mutluydum!” diyerek kendilerini aldatıp dururlar.
Ailesi ve çevresi tarafından az çok korunan bir çocuk, on altı on yedi yaşına varıp, kimliği henüz gelişmeden, kendini savunma mekanizması henüz işlemeye başlamadan; toplumun, insanların, cinselliğin gerçekleriyle ansızın karşı karşıya gelince, nasıl mutlu olabilir ki?