Sosyoloji bireyciliği değil bireyi öven bir tavır takınır. Sosyolojik düşünmek, insanların değerlerini, umutlarını, arzularını, kaygılarını ve endişelerini daha bütüncül bir şekilde anlamak demektir.
EVRENSEL BİLGELİĞİN ANAHTARLARI ÜZERİNE AYDINLATICI BİR ANLATI
“Mutluluk da mutsuzluk da kendi içimizdedir. Cennet de cehennem de bizim içimizde bulunur.”
Mutluluk nedir?
Hayatın anlamı nedir?
Korku nedir?
Yaşamın anahtarı nedir?
Dünyayı nasıl değiştirebilirim?
Nasıl mutlu ve başarılı olabilirim?
Hepsinden de öte; NASIL İNSAN OLABİLİRİM?
Gündelik yaşantımızda bu soruları soruyor muyuz? Ya da bu soruların cevabını biliyor muyuz?
Yeryüzünde milyarlarca insan vardır. Hepsi birbirinden farklı, biri diğerinin kopyası olmayan, farklı dinlere, farklı inançlara, farklı düşüncelere sahip, hayata farklı pencerelerden bakan milyarlarca insan…
İnsanlar bazen bu “farklı” pencereleri merak eder, göz ucuyla bakmaya çalışır, tanımak, görmek deneyimlemek ister. İşte felsefe bunu yapar. Farklı zihinleri ve pencereleri tek çatıda toplar. Bir değil binlerce farklı pencere açar. Felsefede belli sayıda renk yoktur; binlerce farklı renk, duygu, düşünce, soru ve pencere vardır. Sizin gündelik hayatta sorduğunuz ya da sormadığınız tüm sorulara bir değil birden fazla cevap verir. Ve günün sonunda tüm insanlar aynı kapıya çıkar “insan olmak”
İnsan nedir? Bunu sorgulamalı insan. Benzerlikler ile değil farklılıklar ile bir araya gelmeli insan. Ve yine o farklılıklarla birbirini tamamlamalı, bir bütün olabilmeli insan. İşte o zaman oluruz “İNSAN”
Bu kitapta tam olarak öyle bir kitap.
Bu yüzden bu kitabı okurken felsefeyi tam anlamıyla hissedip, deneyimleyip, o farklı pencerelerden bakma fırsatı yakalayacaksınız. Aynı çatının altında buluşup, ortak değerlerden payınızı alacaksınız.
Birçoğunuz, “ben bunları zaten biliyordum” diyecek. Bazısı karşı çıkacak. Kimisi de derin bir sorgulamaya girişecek.
Ama neticede bu kadar farklı insan aynı kitabı
Herhangi bir işin hayırlı olup olmadığı/olmayacağı öncesinden kendini öyle belli ediyor ki…İçinize ufacık bile sinmiyorsa, güvenin iç sesinize…
-Evden adımımı attım, metro beklerken yıllardır kullandığım çantamın kulpu koptu ve her şey yere döküldü. Az daha rayların üstüne dökülüyordu içindekiler…
-Gittiğim yerde, yeni aldığım açık renk özel kumaş şalımın üzerine boydan aşağı nar suyu döküldü…
-En son ise gittiğim başka bir yerde, ayakkabımı bağlayıp kalkarken başımı çok kötü ayakkabı dolabı kapağının sivri kısmına vurdum ve kanadı…
-Ve şu an, kendimi hiç iyi hissetmiyorum…
-Otübüste yazayım bunları, dedim. Çarşıda inip mağazalarımı dolaşsam diyorum lakin dördüncü bir şeyin olmasından korkuyorum…
-En iyisi tıpış tıpış arabayı park ettiğim yerden bulmak (bulabilirsem bu kafayla) ve uslu uslu eve gidip babaanne ile çay içmek…
-Yazdım ve başımı kaldırdım, Ümraniye Çarşı’ya gelmişim. Birkaç cümle yazdıktan sonra daha iyi hissettiğimi farkettim.
Yazmanın sihirli gücüne inanıyorum arkadaşlar. 🪄 ✏️