Bu hayatta herkes kendi zaman diliminde, kendi kaderinin saatine göre yaşar.
Kainatın matematiğinde "Geç" veya "Erken" diye bir kavram yoktur; sadece "Vakti Gelmek"vardır.
Bunu iyi analiz et:
Kimi 20 yaşında milyoner olur, 50 yaşında kanserden ölür.
Kimi 50 yaşına kadar sürünür, 50’sinde imparatorluğunu kurar ve 90’ına kadar krallar gibi yaşar.
Kimi 20’sinde evlenir, 30’unda nefretle boşanır.
Kimi 40’ında hayatının aşkını bulur ve sonsuzluğu tadar.
Arkadaşın müdür oldu diye, sen geride kalmadın.
O kendi saatini yaşıyor, sen kendi saatini.
Hayatın start çizgisi ve finish çizgisi herkes için farklı yerdedir.
Şu an bulunduğun yer, tam olarak olman gereken yerdir.
Soru şu: Buradan nereye gideceksin?
Hayat sana farkındalığı 15 yaşında vermediyse, suçlu değilsin.
Ama hayat sana farkındalığı 25'inde, 30'unda veya 40'ında verdiği an; o an senin miladındır.
Eğer o an durup; "bittik, mahvolduk, yaşıtlarım aldı yürüdü, ben geç kaldım, benden artık bir yol olmaz..."
dersen eğer geçmiş olsun.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu hayatta herkes kendi zaman diliminde, kendi kaderinin saatine göre yaşar.
Kainatın matematiğinde "Geç" veya "Erken" diye bir kavram yoktur; sadece "Vakti Gelmek"vardır.
Bunu iyi analiz et:
Kimi 20 yaşında milyoner olur, 50 yaşında kanserden ölür.
Kimi 50 yaşına kadar sürünür, 50’sinde imparatorluğunu kurar ve 90’ına kadar krallar gibi yaşar.
Kimi 20’sinde evlenir, 30’unda nefretle boşanır.
Kimi 40’ında hayatının aşkını bulur ve sonsuzluğu tadar.
Arkadaşın müdür oldu diye, sen geride kalmadın.
O kendi saatini yaşıyor, sen kendi saatini.
Hayatın start çizgisi ve finish çizgisi herkes için farklı yerdedir.
Şu an bulunduğun yer, tam olarak olman gereken yerdir.
Soru şu: Buradan nereye gideceksin?
Hayat sana farkındalığı 15 yaşında vermediyse, suçlu değilsin.
Ama hayat sana farkındalığı 25'inde, 30'unda veya 40'ında verdiği an; o an senin miladındır.
Eğer o an durup; "bittik, mahvolduk, yaşıtlarım aldı yürüdü, ben geç kaldım, benden artık bir yol olmaz..."
dersen eğer geçmiş olsun.
Zeynep Temel, bu eserinde hitabeti sadece bir "güzel konuşma" pratiği olmaktan çıkarıp; Aristotelesçi gelenekten günümüzün modern iletişim dinamiklerine kadar uzanan geniş bir tarihsel ve teknik perspektife oturtuyor. Kitap, dilin sadece bir ses iletim aracı değil, aynı zamanda düşüncenin cisimleştiği, nezaket ve bilgiyle örülmüş bir mimari olduğunu savunuyor. Yazarın yaklaşımı, antik retoriğin temel taşları olan logos (akıl), ethos (karakter) ve pathos (duygu) dengesini modern bir süzgeçten geçirerek sunuyor. Metin boyunca, Türkçenin fonetik hassasiyetlerinden kelimelerin zihinde yarattığı imajlara kadar her detay, akademik bir titizlikle işlenmiş. Hitabet burada, sessizliği kelimelerle süslemekten ziyade, bir ruhun başka bir ruha doğru en dürüst ve etkili biçimde akma çabası olarak betimleniyor. Eser, kişisel gelişim kitaplarının sıkça düştüğü abartılı vaatlerden uzak durarak; ikna sürecini bir manipülasyon değil, doğru argümanlar ve samimi bir duruşla inşa edilen bir "uzlaşı zemini" olarak konumlandırıyor.
Hangi kışın yazıydı bu,
hangi Bahar mevsiminin ayazı.
Taştan taşa atlıyordu gönlündeki her avazı.
Sen diyordu her Kara yıldızlı, viran akşamları
Bir ben oldum bu ömür ayağının yer sabanı.
Tam vazgeçecektim ki umuda daldı gönlümün her sayfası
Kanatları fısıldıyordu gönlüme, her çırpış bir sura sarsıntısı.
Bilmiyor, ki bilmiyor her nefes bir nefs artışı.
Mevsimi değil, asrı sulansa da denk gelmez bu cihanın baharı.