Karanlığı oldum olası sevmemişimdir. Bu yüzden geceleri aradaki lambayı hep açık bırakırım. Lambaya da ne oldu? Yatarken kapatmamıştım oysa. Bir tıkırtı mı var? Evet,evet kesinlikle var. Demek ki bu ses beni uyandırmış. Birisi diğer odada dolaplarımı karıştırıyor olmalı. Bu odaya daha önce geldi mi? Yoksa sona mı bıraktı? Belki de hiç gelmez. Perdeleri de yatmadan önce iyice kapatmıştım; dışarıdan biraz ışık sızsaydı buraya gelip gelmediğini anlayabilirdim. Oda da o kadar karanlık ki gözlerimin açık olması ile kapalı olması arasında hiç fark yok sanki.
İçeride neler yapıyor acaba? Kol saatlerime dokunmasa bari. Yıllardır ne emekle topladım onları. Renk renk, çeşit çeşit hepsinin ayrı bir anlamı, ayrı bir hatırası var. Her şeyimi alsın, sadece onlara dokunmasın. Ses kesildi. Sadece duvar saatinin tik taklarını duyuyorum. Eyvah eyvah! Kapı açıldı. Ayak sesleri yatağa doğru yaklaşıyor. Fenerin ışığını gözlerimde hissediyorum. İyice üzerime eğildi. Soğuk nefesi sanki bana “uyumadığını biliyorum” der gibi yüzümde dolanıyor. Korkudan öleceğim. Gözlerimi açıp, bir anlık şaşkınlığından yararlanarak hızla üzerine atlasam, etkisiz hale getirebilir miyim? Ya başarılı olamazsam, ya o daha çevikse yahut yanında tehlikeli bir alet varsa. Böyle yüzlerce vakası vardır eminim. Biraz daha bekleyip en uygun anı yakalamalıyım. Ama beklemek gerçekten çok zor. Sinirlerim de iyice gerildi. Parmaklarıma ve dişlerime hakim olmakta zorlanıyorum. Gözlerim de açılmak için benimle ciddi bir mücadele içinde. Direniyorum ama nafile. Fenerinin ışığında hırsızı izliyorum, üzerinde siyah elbise ve başında siyah maske var. Cüzdanımı karıştırıyor, boş olduğunu görünce sinirle köşeye fırlattı. Şimdi de telefonuma bakıyor eski ama yine de işimi görüyordu. Onu fırlatmıyor elindeki keseye atıyor. Hiç