Bazen betona gömülmüş gibidir ayaklarımız.
8/10
·100 syf.··
2024 117. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2024 18:04
THOMAS BERNHARD HAKKINDA Thomas Bernhard, 20. Alman yazınında en önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Avusturyalı bir romancı, oyun yazarı ve şairdir. Bernhard, sıklıkla bir türlü ardı gelmeyen monologları, kahramanların ve olayların farklı kameralardan anlatımı ve kendine özgü bir dil kullanımıyla dikkat çeker. Genellikle işlediği konular ölüm, soyutlanmış hayat, takıntılar ve hastalıklar gibi temalar ekseninde şekillenmiştir. Yazıları, insanlık durumuna dair karamsar bir bakış açısı sunar ve özellikle II. Dünya Savaşı sonrası Avusturya ve Avrupa kültürüne yönelik eleştirileriyle bilinir. Bernhard, özellikle ülkesi Avusturya hakkında yapmış olduğu kültürel ve sosyal anlamda sert eleştirileri yüzünden ülkesinde oldukça tartışmalı bir figür olmuştur. Beton kitabında bu tarz eleştirilere dair not aldığım bazı kısımları sizinle paylaşmak isterim: " İyi dünya denilen dünya bütünüyle ikiyüzlü, bunun tersini ilan eden ve hatta buna inananlar ise rafine bir insanteper ya da affedilemez bir ahmak." " Gidersem, dedim kendi kendime demir sandalyede otururken, temelde artık hiç ilgim olmayan ve orada asla mutluluk bulamadığım bir ülkeden gideceğim. Gidersem, kentleri pis kokan ve bu kentlerde yaşayanların kabalaştığı bir ülkeden gideceğim. Öyle bir ülkeden gideceğim ki dili bayağılaşmış ve bu bayağı dili konuşanların akıllarının bütünüyle hesaba katılamayacağı bir ülkeden gideceğim. Öyle bir ülkeden gideceğim ki, dedim kendi kendime demir sandalyede otururken, orada vahşi hayvan denilen hayvanlar tek örnek oldular. Öyle bir ülkeden gideceğim ki, orada en aydınlık günde bile karanlık gece hüküm sürüyor ve orada esasen sadece bağırıp çağıran cahiller iktidarda." "Dünya her şeyi karşılayacak kadar zengindir gerçekten, ama bunu dünyayı yöneten politikacılar tamamen
Edebiyat
BetonThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20251,413 okunma
10/10
·192 syf.··
2022 46. kitabı
Bir insanın bir başkasıyla sağlıklı ilişki kurabilmesi için önce kendiyle sağlıklı bir ilişki içinde olması gerekir.Kendi ile sağlıklı ilişki kurabilen insan kendini gerçekçi olarak değerlendirir, kabul eder ve ilişkilerinde öyle görünmekten kaçınmaz. ........ Insanı yoran Hayat değil taşıdığı maskelerdir Shakespeare ...... Geliştiren anne baba olmayı önemseyenler Öncelikle kendi düşünüş ,değer ve davranışlarını anlayıp yönetmeye çalışırlar Onların derdi önce kendilerini eğitmek ve geliştirmektir Hangisi kolaydır? Tabii ki kültürel kalıp içinde çocuk yetiştirerek Denetleyici anne babalık yapmak kolaydır korkulacak Öfkeli bir insan olmak Yeter hiç Emek vermek gerekmez bağır çağır öfkelen döverek çocuğu Korkut Ez indir Hepsi bu kadar başka bir şey öğrenmene gerek yok sadece bunlarla korku kaygı kültürünün anne babası olabilirsin geliştiren anne baba olmak ise zordur kendi yaşamına yön ve anlam verecek iyi ve doğruları keşfedip içine sindireceksin sonra bu değerlerle tutarlı olarak bütünlük içinde yaşayacaksın Sürekli kendi tanıklığın içinde kendini hesap vereceksin Evet bu tavır içinde anne babalık yapmak zordur Hayat, yaşayıp deneyimlemek, deneyimlerden öğrenip gelişmek, öğrendiklerinle elinden geleni en iyisini coşkuyla, şevkle yapmak, Yeni Yeni deneyimler kazanmak ve "Elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ediyorum" duygunu sürdürmek içindir. ......... Bilgi araçtır değerler ise niyeti ifade eden inançlardır ve bilginin nasıl nerede hangi amaçla kullanılacağını belirler dünyanın en iyi doktoru olabilirsiniz Ama bu bilginizi naze almanyasında olduğu gibi insanları gaz odalarında en etkili bir biçimde öldürmek için de kullanabilirsin Albert Schweitzer gibi Afrika'da hastane açık fakir halkı tedavi etmek için de.s.156
2022 Okuma Raporları
Geliştiren Anne-BabaDoğan Cüceloğlu · Remzi Yayınevi · 202110,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
yan(may)an kitapları okuyalım!..
10/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2021 101. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2021 13:26
"Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir." Irvin D. Yalom "Ne de olsa ben geleceklerin önleyicisiyim, öngörücüsü değilim." Ray Bradbury Önceleri bilim kurgu eserlerin kitap ya da film, dizi fark etmeksizin geleceği öngördüğü ve gerçekleşmeden sunduğunu düşünürdüm. Şu anda da bu düşüncem çok değişmedi ancak genişledi. Artık bilim kurgu eserlerin geleceği öngörmekle kalmayıp geleceği değiştirebilmek için uyarı niteliğinde eserler olduğunu anladım. Tam da Yazarımızın dediği gibi "öngörü değil önleyici..." Fahrenheit 451 kitabının isminin tam olarak nasıl oluştuğuna değineyim ilkin, Son Yaya kitabını yazdıktan sonra fahrenheit 451 'de bu yürüyen bireyi Clarisse olarak çıkarır karşımıza, kitap şekillendikçe "itfaiyeci" olarak devam eder hatta son minvalde "Gece Yarısından Çok Sonra" olarak isim vermiş. Ama içine sinmediği (iyi ki) için bir gün İtfaiye Teşkilatının şefini arayarak "kitap kağıdının kaç derecede tutuşup yandığını" sorar. "451 fahrenheit" cevabını alır ve kendisi bunu " Fahrenheit 451 " olarak tersine çevirip kitabın ismine karar verir. Kitabın henüz girişindeyken bizi yangın alevleri sarmalıyor, kitaplar yakılıyor. Bu sahne gözümüze korkunç ya da abes gelebilir ancak Fahrenheit 451’in bahsettiği dünyada kitap okumak bir suç unsuru ve doğal olarak okuyucu olan suçlular suç materyallerinin yakılmasıyla cezalandırılıyor. Peki bu kitapları yakan kimler? Cevap veriyorum: Devlet; itfaiyecileri kullanarak kitapları yakıyor. Evet, itfaiyeciler söndürmek yerine yakıyor. Evler artık yangına dayanıklı hale gelmiştir ve insanların düşünme, sorgulama yetisi elinden alınıyor ve de kitaplar yakılıyor... Tamam, bu gerçek dünyada, günümüz Türkiye’sinde olan bir olgu değil. Fakat romanımızda geçen bazı cümleler toplumun kendisinin süreç içerisinde kitap
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,4bin okunma
Sartre'ı kendi dilinden çözmek
8/10
·176 syf.··
2021 159. kitabı
1964 #nobeledebiyatödülü 'nü almasında (ödülü reddetmiş rivayete göre sonradan parayı istemiş) büyük katkısı olan bu eseri, #sartre 'nin çocukluğu ağırlıklı bir otobiyografisi. 1.Dünya savaşı sonunda el değiştirip Fransa'yı tercih eden Alsace'de Fransız babasını yitirmiş küçük bir çocuk, annesi tarafından ailesinin yanına götürülür. Oyunlar yazan, din adamlarından nefret eden, entelektüel çevresi olan ve Yaşayan Diller Merkezi'nde çoğunlukla Almanlara Fransızca dersler veren otoriter bir büyükbaba, Maupassant okuyan Deist büyükanne ile piyano çalabilen, onu sinema ve tiyatrolara götüren ilgili bir anne arasında el üstünde tutulup şımartılarak büyütülür. Okumayı kendi öğrenen, 6'lı yaşlarında şövalye kitapları içinde kendi deyimiyle annesinin istediği kız gibi ve buna karşı çıkan büyükbaba buyrukları altında yalnız bir çocuktur o. Büyükbaba Schweitzer'in kütüphanesindeki kitaplarla başlayan dostluk, 9'larında yazmaya dönüşecek, başında karşı çıkan büyükbabası karşılıklı mektuplaşmalarla durumun farkına varıp, edebiyat öğrenimine mesleği olmak kaydıyla izin verecektir. Ve küçük Sartre de ilk arkadaşlarına ancak lisede büyüyünce kavuşacaktır. Küçüklüğünde ailesinin dine karşı temkinli yaklaşımına çocukken kızıp Tanrı 'yı pek çok şey gibi edebiyatta da arayan yazar, kendi görüşüne göre ancak 30'lu yaşlarında onu inkar ederek huzuru bulacaktır. Kitap; biyografi formunda olsa da, kendi varoluş ve hiçlik sebeplerini çocukluğundan başlayarak arayış içerisinde geçirdiği ve bunu da 50'li yaşlarında bu satırları yazarken yaptığı için felsefeyi de barındırıyor. Tipik Sartre tümceleri ve sorgulamaları. Altı çizilesi bol ancak kolay bitirilmiyor, bilginize. SONSÖZ: Edebiyat ile ilgili okurlar ve özellikle yazarlar için harika bir deneyim...
Edebiyat
SözcüklerJean-Paul Sartre · Maviçatı Yayınları · 20161,860 okunma
7/10
·192 syf.··
2020 45. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2020 00:45
"kişi, bunalımlar ve 'yatıştırıcılar' olmadan yaşamak istiyorsa, dayanağını kendi benliğinde, dolayısıyla gerçek ihtiyaçlarına ve duygularına ulaşmakta bulmalı ve kendini özgürce ifade edebilmelidir." - alice miller, çocuklarla ve gençlerle aile içi sorunları sanat aracılığıyla aşma yolları üzerine çalışan alman psikoterapist Waltraut Barnowski-Geiser ile çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik danışmanlık veren klinik psikolog Maren Geiser-Heinrichs'in ortaklaşa yazdığı “zor anneler” kitabı, salt bu yönüyle zaten farklılık ortaya koymayı başarmış bir eser. bu gerçeklikten kitabın hazırlık aşamasında işbirliğine önem verilmiş olduğu sonucu çıkarılabiliyor olsa da yazarlar “kitabın asla bir intikam ya da hesaplaşma aracı olmayacağını, tamamen işbirliği niyetiyle yazıldığını” özenle belirtiyorlar. kitap iki bölümden oluşuyor. ilk bölüm anne ile çocuk arasındaki ilişki “dans metaforu” üzerinden değerlendirilmiş. bu dansın bir ömür sürecek olmasının yanı sıra, nasıl sürmesi gerektiği acı gerçeklerle masaya yatırılıyor. burada en önemli husus, annenin kendi duygusal hâlinden bağımsız olarak çocuğunun ihtiyaçlarının farkında olması, kendini onun yerine koyabilmesi ve gerektiği anda onun isteklerine karşılık verebilmesi. aksi takdirde bağ, kopmaya başlıyor. açıldıkça açılan bir boşluk oluşuyor. ardından çocuğun annelik görevini yüklenmesi, empati kurmak için çabalaması, kaldıramayacağı yüklerin altına girmesi ise kaçınılmaz sonuçlardan oluyor. ilk bölüm annenin çocuğu anlama gayreti içerisinde olmasının elzem olduğunun üstünde sıklıkla duruyor özetle. ikinci bölüm ise daha pratiklerle donatılmış. yarayı kapatma stratejileri diyebiliriz. uygulamaların geçerliği veya etkili olma oranı hakkında çok bir bilgim yok, zor bir anne deneyimleyenler için zayıf stratejilermiş
Zor AnnelerWaltraut Barnowski-Geiser · İletişim Yayınevi · 2019104 okunma
Puan vermedi·86 syf.··
Beğendi
·
2020 143. kitabı
*Sahaftan aldığım bir kitap Çocukluğum ve Gençliğim / Albert Schweitzer. Her yazardan bir kitap, özellikle ödüllü yazarları okumak, tanımak amacıyla almıştım, nihayet okudum. *Kitapta çocukluğunu anlatırken ilginç bilgiler var: "Köy okulunda iken, bisikletin ortaya ilk çıkışına tanıklık etmişimdir. Yüksek tekerlekli bisikletlerden sonra 1885 de küçük tekerlekli bisikletler sökün etti. 18 ay küçük öğrencilere ders vererek bisiklet parası biriktirdim. Bisikleti eskiciden satın aldım. Bir papaz çocuğunun bisiklete binmesi hoş görülmezdi. Edward Reuss, öğrencilerinin bisiklete binmesine izin vermezdi. 1893 de St. Thomas Enstitüsüne bisikletle giderken müdür, profesör Reuss öldüğü için ses çıkarmıyordu." "Komşuları bir gün onlara bahçesinden topladığı domateslerden veriyor, nezaketen kabul ediyorlar ama domatesi nasıl pişireceklerini ve yiyeceklerini bilmiyorlar." *Noel Mektupları: Noel için hediye gönderen akrabalara zorunlu olarak teşekkür mektubu yazmak. Babasının çalışma odasına kapanıp, aynı kalıptaki mektupları rahatsız olduğu kitap kokusunda yazmak Albert için büyük işkence. Yıllar boyu, Noelle yeni yıl arasındaki günlerde yemeğini, göz yaşlarıyla tuzlamış. Bu nefretin sebebi bence babasının zorlayıcı, kuralcı tavrı olabilir. *Bir bölümde yazar:" Beni özellikle üzen şeylerden biri, çok acı ve eziyet çekmek zorunda kalan talihsiz hayvanlardır. " demiş. 1875 yılında doğan yazar, çocukluğunda hayvanlar için üzülüyor. O dönemde hayvan hakları olmamasına rağmen. Aradan 140 yıl geçmesine, hayvan haklarının yasallaşmasına, eğitim, teknoloji gibi birçok konuda gelişme olmasına rağmen hala hayvanlara eziyet ediliyor. Uzaya çıktık ama eziyet gören hayvanlara sahip çıkamadık. Nerede kaldı medeniyet? *Araştırdığım biyografilerde, daha önce okuduklarım ve bu kitapta dahil olmak
Çocukluğum ve GençliğimAlbert Schweitzer · Bilgi Yayınevi · 196613 okunma