ANA DİL MEVZUU...
Anadil mevzuunda Alman yazarı Albert Schweitzer: Çocukluğumdan beri Almanca olduğu gibi, Fransızca da konuşurum. Yine de, Fransızcayı anadilim olarak duymuyorum; annemle babama yazdığım mektuplarda kendimi bildim bileli Fransızca kullanıyorsam da, bunu ailenin geleneği böyle diye yapıyordum. Almanca, benim anadilim; çünkü, içinde dil bakımından kök saldığım Alsas ağzı, Almancadır. Bir kimsenin iki anadili olduğunu sanması, benim denediğime göre, kendi kendisini aldatmasından başka bir şey değilmiş gibi geliyor bana. Böyle bir kimse, iki dile de aynı ölçüde söz geçirdiğini sanabilir, ama aslında durum her zaman şöyledir: Gereği gibi bu dillerin yalnızca birinde düşünüp, yalnızca bu dilde hür ve ibdacı davranır. Biri bana, “ben iki dili de aynı derecede iyi bilirim.” diyecek olsa, ona hemen, “bu dillerin hangisinde sayıp hesapladığını, mutfak kap kacağı ve marangoz ile demirci el araçlarının adını hangi dilde daha iyi bildiğini, sonra da düşlerini hangi dilde gördüğünü sorarım. Bu tecrübede, bildiği dillerden birinin daha ağır bastığını bağışlamak zorunda kalmayan bir tek insana rastlamadım. Yakında yine yol görünüyor bana. Kısmetse, -bu hikmetli söz, inandığımdan mıdır bilmiyorum; alıştığım için de dilime takılmış olabilir- kısmetse, bir-iki haftaya varmaz, yeniden o sisli Ren kıyılarında dolaşacağım. Bu kez de daha önce yaptığımı yapacağım; ama neyi yapageldiğimi, şimdi daha açık ve seçik biliyorum. Ne doğru söylemiş, anadilini sevenlerin ve sevmeyenlerin piri Herder: **“Ben, öbür dilleri kendi dilimi unutmak için öğrenmem, eğitimimden edindiğim töreleri değiştirmek için yabancı milletler arasında dolaşmam; ben vatanımın yurttaşlık hakkını yitirmek için başka uyruğa geçen bir yabancı olurum o zaman; kazanmaktan çok yitiririm. Tam tersine, yabancı
DİL VE ANLAYIŞ -Dil ve Diyalektik”-I-, ANA DİL, 7 Ocak 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Delfi tapınağındaki yazıtta «Kendini bil»
Tüm ruhbilimin kaynağıdır bu söz. İnsanı nesnel olarak tanıyarak, onun değişmeyen özüyle, sevgi edimi ile kavrayabiliriz. İnsanla ya da dinci bir dille Tanrıyla, birleşme işlemi elbette tümüyle mantıksız değildir. Tam tersine Albert Schweitzer'in işaret ettiği gibi, mantığın en köklü ve cüretli sonucudur. Bilgimizin, rastlantıyla değil, özünde sınırlı olması temeline oturur. Bu insanın ve evrenin sırrını asla ele geçiremiyeceğimizin bilgisidir. Ama yine de sevme edimi içinde öğrenebiliriz, ruhbilimin bir bilim olarak sınırları vardır. Ve tanrıbilimin mantıksal sonucu gizemcilikse, ruhbilimin mantıksal sonucu da sevgidir.
Sayfa 85 - SAY·Kitabı okuyor
Felsefe ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aslında ne Buda, ne peygamberler, ne İsa, ne Eckhart, ne Spinoza, ne Marx ne de Schweitzer "mülayim" zatlardı; aksine onlar dik başlı gerçekçiydiler ve erdemi vaaz ettikleri için değil de hakikati söyledikleri için bu isimlerin çoğu zulme ve iftiraya uğradı. Güce, unvana ve şöhrete itibar etmediler, kralın çıplak olduğunu' biliyorlardı ve iktidarın "hakikati" söyleyenleri öldürebileceğinin de pekâlâ farkındaydılar.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Alıntı
Yaklaşık 1950'lere kadar süregelen "eski araştırma" dönemine damgasını vuran yaygın kanaat, tarihsel araştırmalara dayalı olarak ortaya konan Isa profili ve İsa'nın mesajının, Hıristiyan imanı ve teolojisi için hiçbir (ya da en azından fazla bir) önem arz etmediğidir. M. Kahler, A. Schweitzer ve R. Bultmann gibi Hıristiyan ilahiyatçıların başını çektiği bu dönem araştırıcıları, tarihsel Isa araştırmasının teolojik konu dışılığı üzerinde durdular. Buna göre Hiristiyan imanı ve teolojisinin söz konusu ettiği İsa, tarihsel İsa değil kutsal kitabın Mesih'i ya da Kristolojik Mesih'tir. Aynı şekilde günümüz Hıristiyanlığı açısından da önemli olan "ruhsal Mesih"tir.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Dinler Tarihi
"İnsanlar istediklerini yapmakta özgür olduklarında, genellikle birbirlerini taklit ederler." Bunun bir övgü olmadığı açık. İnsanlar birbirimizden kopya çekmemizle dalga geçmek için Schweitzer'in bu sözünü alıntılar - biraz düşününce, oldukça ironik görünen bir şey bu. Benzersizliği ve özgünlüğü yüceltiriz, ama gözümüzü kırpmadan birbirimizi kopyalar dururuz.
Sayfa 308
Peki, ama İsa’nın yaşamı sırasında verdiği vaazlar ve dersler, Paulus’un öğretisinde nerededir? Doğrusu, bunun Paulus için hiçbir önemi yoktur.Örneğin H. Koester, İsa’nın sözlerinin Paulus’un programında hiçbir önem taşımadığını söylemiş, A. Schweitzer ise Paulus’un İsa’nın yaşamını tamamen gündem dışına ittiğini vurgulamıştır.İsa hakkında anıtsal eserler ortaya koymuş bir teolog olan Schweitzer, şu sözlerle devam etmektedir: “Hristiyan inancında, Paulus’a ait İncil’in İsa’nın İncili’nden tümüyle farklı olmasından daha önemli ne olabilir?”Schweitzer, böylece, Paulus ile İsa arasındaki boşluğa dikkat çekmektedir.Doğrusu, Paulus da bazen kaleme aldığı mektuplarda bu boşluğu ima eden kayıtlar nakletmiştir.Örneğin o, henüz kendi yaşamı sırasında kendisince tebliğ edilen İncil’in haricinde başkalarınca tebliğ edilen farklı bir İncil’i söz konusu etmiştir ki, kanaatimce bu “başkaları” havari cemaatinin mensuplarıdır."
Din