"Amin!" diye meledi Büyükanne. Yıllardır duanın arasındaki her boşluğa bu tür cevapları sokuşturmaya öyle şartlanmış, öyle alışmıştı ki! Söylenen kelimleri dinlemeyeli, anlamlarını merak etmeyeli de öyle uzun zaman geçmişti ki!
Öfke patlaması yaşarken, bana bakışlarından ya da daha doğrusu görünmez bakışlarının yer aldığı iki siyah çukuru bana yaklaştırırken sergilediği çılgınlıktan, onun ne kadar vahşi bir tutkuya sahip olduğunu anlayabilmiştim. Karşı koyamayacağımı bildiği halde, beni asla kollarının arasına almadığı için, bu canavarın içinde bir melek de var olmalıydı ve her şeyin ötesinde biraz da melekti zaten, Müzik Meleği, ve eğer Tanrı onu çürümüşlük içinde değil de güzellik vererek yaratsaydı, belki de tamamen bir melek olacaktı.
Görüyorsunuz, değil mi, Raoul, bu duvarlar, bu ahşaplar, bu beşikler, kumaşın üzerine çizilmiş şu resimler... Bunların hepsi yüce aşklara şahitlik ettiler çünkü bu aşklar burada, insanların çapını fersah fersah aşan şairler tarafından icat edildiler. Bizim aşkımız da icat edildiğine göre, bizim aşkımızın da burada yer aldığını söyleyin bana, Raoul. Onun, ne yazık ki bir yanılsama olduğunu söyleyin!