Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?
Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık,
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak...
Maviye
Maviye çalar gözlerin
Yangın mavisine
Rüzgârda âsi,
Körsem
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve belâ
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi,
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N’olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar,
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
“Bir tüccar oğlunu mutluluğun gizini öğrenmesi için bilge bir insanın yanına gönderir. Bilge, yanına gelen çocuğun eline içinde iki damla yağ olan bir kaşık verir ve malikânesini dolaşmasını söyler; ama dolaşırken kaşığın içindeki yağı dökmemesini ister. Tüccar’ın oğlu sarayı gezerken elindeki kaşığın içindeki yağı dökmemek için uğraştığından etraftaki hiçbir şeye dikkat edemez, malikânedeki güzelliklerin farkına varamaz. Bilge kişinin yanına döndüğü zaman bilge ona saraydaki Acem halılarını ve muhteşem bahçeyi nasıl bulduğunu sorar. Fakat tüccarın oğlu bunların hiçbirini görmediğini itiraf eder. O zaman bilge bir kez daha gezmesini ama bu sefer etraftaki güzelliklere dikkat etmesini tembih eder. Bu defa tüccarın oğlu her yeri altınlarla,ipeklerle değerli halılarla süslü olan malikânenin içinde hayranlıkla dolaşırken elindeki kaşığa ve içinde yağa dikkat edemez. Bilge kişinin yanına döndüğünde her şeyi çok beğendiğini anlatır. Bilge kişi de ona kaşıktaki yağın ne olduğunu sorar, tüccarın oğlu mahcubiyet içinde,kaşığa dikkat etmediğini ve yağı döktüğünü fark eder. Bunun üzerine bilge kişi şunu söyler: “Mutluluğun gizi, dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.”