Gerçek sevginin ne olduğunu anlatayım sana: Körü körüne bağlanmak, kendini hiç sorgusuz aşağılatmaktır. Karşıdakine yüzde yüz boyun eğmek; kendi aklına, tüm dünyanın uyarılarına karşın ona güvenmek, benliğinin cellatının eline hiç esirgemeden vermektir.
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsan ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söylüyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
Korkusunu soğukkanlılıkla, başkasının korkusuymuş gibi bir anlatıyordu ki... Ancak korkudan başka hiçbir şey düşünmeyenler, korkuyla etle tırnak gibi yaşayanlar korkuyu böyle anlatırlar.
“Korku” Yaşar Kemal’in üzerinde durduğu bir tema olmuştur. Tek Kanatlı Bir Kuş adlı eseri tamamiyle bu tema üzerine kuruludur diyebiliriz. Yaşar Kemal bununla ilgili “Ben hep korkudan korktum. Korkudan çok korktum. Roman yazdığım zaman içimde bir korku istemezdim. O yüzden bu kitapta da korkuyu anlattım. Kayseri’de askerlik yaptığım kasabanın üzerinde büyük bir taş vardı ve bütün kasaba bu taşın üzerilerine düşeceğinden korkuyor, düşmesin diye taşı demir zincirlerle bağlıyorlardı. Madem korkuyorsunuz o zaman çekin gidin derdim. Seneler senesi bu korkuyu yazmak istedim” diyor.
Medeniyet atılımını yapamamış ya da tamamlayamamış toplumlarda insan, birey olarak değerliliğini hissedemiyor. Birey ya da toplum yerine, bunları yüceltmek için var olması gereken 'devlet' değerli hale geliyor. Böylesi toplumlarda da devlet her türlü zulümü yapacak gücü buluyor. Yaptığı kötülükler de bireyde ve toplumda korkunun içselleşmesini sağlıyor maalesef. Ben de Aziz Nesin'in 'Korkudan Korkmak' kitabını öneririm.