Şebnem

Şebnem
@sebnem331
null
8/10
·120 syf.··
2024 26. kitabı
Fransa’nın kırsal bir bölgesinde yaşayan bir ailenin üçüncü çocuklarının engelli doğmasıyla ailenin diğer fertlerinin hayatlarının nasıl etkilendiğini ve ailenin zaman içindeki değişimini anlatan etkileyici bir novella Taşların Anlattığı. Başlamadan önce, engelli bir çocuk ve kardeş sahibi olmak, bununla yaşamak ve gündelik hayatı sürdürmekle ilgili bir kitap olduğunu düşündüm, ki nitekim öyle. Ama kitap, beni daha farklı bir yerden daha çok yakaladı. İnsan denen kompleks canlının karakterinin, içine doğduğu, beraber büyüdüğü, aile denen daha da kompleks ilişkiler yumağından nasıl etkilendiği, onun içinde nasıl şekillendiği, ondan etkilenerek ya da ona tepki olarak şekillenen karakterinin geri dönerek aileyi nasıl beslediği ya da etkilediği ve bu sonsuz döngüyü düşündürdü her şeyden önce bana bu kısacık kitap. İnsan karakteri derken sanki çok stabil, her duruma ve herkese karşı aynı olan bir sabitten bahsediyoruz çoğunlukla, işte kitap bunun ne büyük bir yanılgı olduğunu sarsıcı bir hikayeyle hatırlatıyor okura. Aile içindeki bağların ve ilişkilerin farklı bireyleri üzerinde nasıl farklı yansımaları olduğunu, bunların nasıl başka başka karakter özelliklerini, travmaları ya da hayatta kalma stratejilerini gelişmesine sebep olduğunu, bu özelliklerin ailenin bütününün kaderini nasıl çizdiğini ve bu kaderin de yine insanı en başa götürüp tekrar ve tekrar şekillendirdiğini, engelli bir bireye sahip olmanın da sayısız bağ ya da ilişki durumlarından en sarsıcı olanlarından biri olduğunu muazzam işliyor metin. Beni alıp götürdüğü tüm bu düşünceler bir yana, yazarın anlatımı da oldukça güçlü. Böyle bir travmanın bir ailenin yaşantısını nasıl değiştirdiğini oldukça uzun bir zaman döneminde işlerken ve tüm bu zaman dilimini bize fertlerin duyguları ve birbiriyle ilişkisi
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,579 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·288 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 10:03
“Doğru düzgün nefes almaya vakit bulamadığımız günlük yaşamın koşuşturmasından uzak bir alan… Daha becerikli, daha hızlı olmamızı söyleyerek yakamıza yapışan dünyanın seslerinden kopabildiğimiz bir alan yaratmak istiyordum. O alanda, sakin ve kısa anlarla dalgalanan bir günün resmini çizmek istiyordum. Enerjimizi söküp almayan; tam aksine içimizi dolduran… Başlangıcında beklenti, sonundaysa memnuniyet olan bir gün. Bizi büyüten durumların olduğu, büyümekten doğan umudun yeşerdiği; güzel insanlarla yapılan anlamlı konuşmaların çiçek açtığı bir gün… Hepsinden önemlisi, bedenin keyif sürebildiği, zihnin kabullendiği bir gün… Ben böyle bir günü ve böyle bir gün geçiren insanların resmini çizmek istemiştim.” diyor yazar, kitabın son sözünde. Bu isteğini öyle güzel gerçekleştirmiş ki, inceleme yazarken bile kendinizi yazardan alıntı yapmak isterken buluyorsunuz. Çünkü kitabın genel hissi; dünyanın öbür ucunda, benimle aynı acıları çeken, benzer dertlerle savaşan insanların da var olduğu duygusu. Yazar, yalnızca bu düşünceden bile güç bulabileceğimizi söylüyor. “Çünkü aynı mücadeleyi veren başka insanlar olduğu gerçeğiyle bile güç bulabiliriz. Bu zorlukları tek ben yaşıyorum zannederken aslında onların da savaş verdiğini fark edebiliriz. Acımız varlığını korusa da, ağırlığının bir şekilde biraz olsun hafiflediğini hissedebiliriz. ‘Yaşamı boyunca kuyuya hiç düşmemiş bir insan var mıdır?’ diye düşündüğümüzde, bunun mümkün olmadığını fark edebiliriz.”(sf. 153) Sadece bu farkındalık bile benim için çok değerliydi. Kitabı okurken gerçekten çok iyi hissettim. Zaten bir kitabı iyi yapan da tam olarak bu: bittikten sonra bile geride bıraktığı o güçlü duygular…
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,1bin okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 5. kitabı
Anneliğin tanımı her insan için şüphesiz farklıdır. Çünkü her kadının doğduğu aile, yetiştiği kültür, çevre, değer yargıları, hayata bakış açısı ve karakteri ile bu yolda devam ediyor. Annelik aslında, bir canı büyütürken kendi benliğini sessizce küçültme ihtimaliyle yüz yüze gelmektir biraz da, sevginin en saf haliyle yorgunluğun en derin gölgesinin aynı kalpte yan yana durabilmesidir. Bir kadının bedeninde başlayan bu yolculuk, zamanla ruhunda kök salar, uykusuz gecelerde, yarım kalan cümlelerde, unutulmuş hayallerin tozunda kendini gösterir. Anne olmak, yalnızca vermek değildir bence, bazen içten içe tükenirken bile şefkati ayakta tutma direncidir. Ve belki de en çok, kimsenin görmediği anlarda, güçlü görünme zorunluluğunun ardında sessizce akan bir insanlık halidir. Kitap okuyucusunu konfor alanından biraz çıkarıyor. Kadının üzerine örülen aşk, annelik ve aile anlatılarının, bireyin iç dünyasında nasıl bir sessiz yıkıma dönüştüğünü gözler önüne seriyor. Roman, sevginin kutsallığına sığınılarak bastırılan arzuların, görmezden gelinen öfkenin ve inkar edilen benliğin zamanla bir çığlığa dönüştüğünü fısıldıyor. Toplumun “olması gereken” kadın kavramıyla kendi varlığını korumaya çalışan ruh arasındaki çatışma, metnin kalbinde büyüyen bir karanlık gibi adeta. Çünkü yazar, aşkın da anneliğin de tek başına kurtarıcı olmadığını, insanın kendine yabancılaştığı her yerde sevginin bile boğucu bir kafese dönüşebileceğini hatırlatıyor. Ruhen cinnetin eşiğine gelmiş bir kadının iç sesine ortak okurken, kendinizi de dinleyeceksiniz ister istemez. Karakterin bahsettiği bir an ya da bir duygu üzerine onu anlamaya çalışacaksınız. Yazar kitabın içerisindeki duygu yoğunluğunu o kadar güzel aktarıyor ki, okurken karakterin ne hissettiğini tam olarak anlayacaksınız eminim.
1000Kitap
Geber AşkımAriana Harwicz · Tersine Kitap Yayınları · 20251,063 okunma
Bazı şeyleri yapmak konusunda tembellik göstermek büyük bir erdem olabilir.
Sayfa 119·Kitabı okudu