Bilim bize, bütün gelişmiş sezgilerimizin aksine, kristaller ve kayalar gibi görünüşte katı olan cisimlerin neredeyse tamamen boşluktan oluştuğunu öğretmiştir. Bilindik bir örnekte, atomun çekirdeği, büyük bir spor stadyumunun ortasındaki sinekle betimlenmiştir. Komşu atomlar stadyumun dışındadır. En sert, katı ve sıkı kaya gerçekte neredeyse tamamen boşluktan oluşur. Öyleyse neden kayalar katı, sert ve delinmesi
zor gözükür?
Wittgenstein’in bu soruyu nasıl cevaplamış olabileceğini hayal etmeye çalışmayacağım. Fakat evrimci bir biyolog olarak ben şunun gibi cevaplardım. Beynimiz, vücutlarımızın dünyada gezinmesine yardım
cı olmak üzere bu vücutların çalıştığı ölçekte evrimleşti. Asla atomik dünyada gezinmek için evrimleşmedik. Eğer böyle olsaydı, muhtemelen
beynimiz kayaları büyük bir boşluk olarak algılardı. Kayalar elimize sert ve delinmez bir his verir çünkü elimiz bu kayaları delemez. Ellerimizin delememesinin sebebi, ebatlardan ve maddeyi oluşturan parçacık
ların farklıklarından ileri gelmez. Aslında, bu “katı” maddelerdeki çok boşluklu parçacıklarla bağlantılı güç alanları ile ilgilidir. Beynimiz için, katilılık ve delinmezlik gibi kavramlar oluşturmak çok yararlıdır çünkü böyle kavramlar, içinde, birbirinin yerini dolduramayan maddelerin bulunduğu dünyada gezinebilmemiz için yararlıdır.