Şimdi sen sana dönmüş kem gözlerin sayısını hesaplama. O gözler ki; yaylılar ve vurmalılar bir esaret marşı çalarken,senin sessizliğinin ritminde kaybolurlar. O kişiler ki nefret dolu yüzleriyle ve çemkiren gözleriyle seni acıtmak isterler. Bir kuyuya atıp unutmak,bir toprağa gömüp taşlamak isterler. Yüzündeki nurlu ışıkta kendi fondötenlerinin eridiğini hissederler ve kalbindeki merhametle dalga geçerler. Dalga geçerler çünkü ilahi mahkemenin var olma ihtimalini hatırlatırsın onlara,ezmek isterler çünkü senin cenneti hak ediyor olma ihtimalin ruhlarını sarsar. Seni ancak üçüncü sayfa haberlerinde görmek isterler ve sana bakarken aslında "ya haklıysa" endişesinin üzerine tükürürler.
Sen onların yıllar önce kaybettikleri ve mahvettikleri dualarının âminisin ve himayesini kaybettikleri Allah'ın emrindesin. Sen onlar için "ya Allah varsa" korkusunu tetikleyensin.
Bazen düşünüyorum da,en gevezelerimiz bile aslında ne kadar az anlatıyor. En açık sözlü olanlarımız dahi birbirleriyle ancak sislerin,perdelerin,oyunların arkasından,onların zırhına yaslanarak konuşabiliyor. Bazen kırmamak,bazen de kırılmamak için. Galiba mühim olan birine her şeyi tüm açıklığıyla söylemek ve onun hakkında her şeyi öğrenmek değil,birbirinin zaaflarını,korkularını bilip dürtmeden,yaralamadan,kanatmadan kabullenmeyi becermek. Şu hayatta hepimizin istediği omzumuzda sıcak bir el ve kulağımızda yumuşak bir ses: "Geçecek."