“
Fakat satranca oyun demekle, insan haksızca bir kısıtlama yapmış olmaz mı? Satranç aynı zamanda bir bilim, bir sanat değil midir, yerle gök arasında süzülen Muhammed’in ruhu gibi bu iki alan arasında gidip gelmez mi, bütün karşıtlıkların bir kerelik birbirine bağlanışı değil midir? Hem çok eski, hem de yeni, hem düzeneği mekanik, hem de sadece hayal gücüyle etkili olabilen, hem geometrik bir alanla sınırlı hem de olasılıkları sınırsız, hem durmaksızın gelişen hem de kısır; hiçbir şeye götürmeyen bir düşünce, hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik, hiçbir yapıt ortaya koymayan bir sanat, yapısı olmayan bir mimari ve yine de varlığı ve oluşuyla tüm kitap ve yapıtlardan kesinlikle daha dayanıklı, tüm halklara ve tüm zamanlara ait tek oyun”