“Gençlik! Gençlik! Hayatta sahip olunabilecek tek şey o. Geri kalanı ise saçmalık. Bir an için gençlik sizin olur, sonra elinizden alınır, asla geri dönmemek üzere. İnsan gençken güzelliğinin farkına varmaz. Başkalarının gözleriyle görür kendini. Oysa bir gün aynaya baktığında, eskisi gibi olmadığını fark eder. Ve işte o zaman… ya yaşamak için çıldırır ya da güzelliğini korumak için her şeyi yapar.”
Ahmet Ümit’in polisiye ve tarihi unsurları birleştirme konusundaki başarısı gerçekten etkileyici.Kitap, ana karakterin içsel çatışmalarını ve geçmişiyle yüzleşmesini işlerken güçlü bir duygu yaratıyor. Fakat tasavvufun, yalnızca bir inanç sistemi olarak değil, fazlasıyla tartışmalı bir alan olarak yüceltildiği bölümler, bu etkiyi bir miktar gölgede bıraktı.
Sonuç olarak, Bab-ı Esrar edebi anlamda keyifli bir deneyim sunarken, felsefi ve ideolojik olarak benimle örtüşmeyen bir hikâye oldu.