Ne zamanki kendi kanımda boğularak gözlerimi yummuştum, işte o zaman anlamıştım ne çok şey istediğimi. Acı içinde kıvranarak bilincimi kaybederken, kimseden duymadığım sözü ben kendime söylemiştim:
“İyi ki doğdun, Sedef. İyi ki...”
Gülerek saklanmak için ağaçlara doğru kostüm. "Alaz, saymıyorsun!"
"İçimden sayıyorım, Sedef. Git, hangi cehenneme saklanıyorsan saklan!"
"Yüze kadar sayıyorsun, Alaz!"
"Çıldırtma beni, Sedef! Çocuk gibi kalkmış burda seninle saklambaç oynuyorum."
"İki yüz oldu, Alaz."
"Sayıyorum, akıl hastası kadın!" Bu adam bana deli oluyor gerçek anlamda deli oluyor.
Böyle şeyler düşünmeye başlayınca aklıma hep büyük ninem gelir. 1885 yılında Marsilya'da doğmuştu, babası küçük bir sabun ticareti ve sedef kakmacılığıyla ailesini zar zor geçindirebiliyordu. Büyük ninem opera severdi ve iyi bir sopranoydu: Küçükken, evimizin onun piyano başında cıvıldayan sesiyle dolduğunu anımsıyorum. 1984 yılında, yüz yaşının eşiğinde öldü ve Salgari'nin bazı kitap kahramanları gibi sonsuz hayatlar yaşadı: At arabaları ve telgraf döneminde doğdu ve uzay çağında, aya gidip gelinen, bilgisayarların kullanıldığı günlerde öldü. Uzun yaşam yolu boyunca her türlü yeniliğe onurla ayak uydurdu ama bilgisayar karşısında durdu kaldı. "Neye yarıyor bu makineler?" diye sordu günün birinde, "Hiç anlayamıyorum."
Bir rane bir mahbuba oldum müptela
Emsali bulunmaz cihan içinde
Övmüş de yaratmış cenab-ı Mevla
Dişleri inci sedef dühan içinde
Kaldı serv-i fidan yanağ-ı mis gül
Bir nevreste cihan avaz-ı bülbül
Veçhi mahi taban saçı tap sümbül
Misli yoktur inan turhan içinde
Gözlerime vali lebleri zülal
Kirpikleri deste kaşları hilal
İlahi ömrüne ermesin zeval
Gezsin böyle cenan insan içinde
Her gören enver nur yüze bakar
Nice âşıklar odlara yakar
Meyletmez bir ferde semadan çıkar
Fahir ilfadeler hayran içinde
Ey Fedayi melek midir bu dilber
Yoksa hurü müdür ver bize haber
Barekallah hub yaratmış mahteber
Cemalin gösterir bürhane dilber