Oblomov, “İnsanı, insanı anlatın siz bana!” dedi. “Sevin insanı...” “Tefecileri, riyakarları, hırsız veya kafasız memurları sevelim öyle mi? Bunu mu demek istiyorsunuz? Edebiyattan hiç anlamadığınız belli.” Coşmuştu Penkin, “Hayır, öylelerini cezalandırmak gerek, toplumdan uzaklaştırmak, kovmak gerek...”
Oblomov heyecanla ayağa kalktı, Penkin’in karşısına dikilip, “Toplumdan kovmak mı?” dedi. “Bu, kötü bireyde yüce bir özelliğin var olduğunu; onun bozulmuş bir insan; ama gene de bir insan, yani sizin gibi bir insan olduğunu unutuyorsunuz... Kovmak, uzaklaştırmak ha! Ama insanların arasından, doğanın koynundan, Tanrı’nın sevgisinden nasıl kovabilirsiniz ki onu?”