ortalama iki yüz sayfadan bin kitap, iki yüz bin sayfa olsun, dakikada yüz sayfa desek, otuz beş saat hiç durmadan çiğneyip yutmak gerekir, bunu kırk sekiz saate yayarsak, hiç de imkânsız bir şey değildi
Okul dünyasını büyük bir dikkatle izliyorum. Tek diplomamı sınıf öğretmenliği eğitimimden aldım ve öğretmen olmak için gereken büyük sınava da girdim; eğitimde en önemli dönemin ilk yıllar olduğunu ve ilkokul öğretmenliği yapmanın olağanüstü bir serüven olduğunu düşünürdüm. Sonra hayat beni başka bir yöne sürükledi ama bu konudaki tutkum beni terk etmedi. Çocuklar için kitaplar yazıyorum, okul çağında olan dört yeğenim var ve zorunlu eğitim yaşında olan üç çocukla birlikte yaşıyorum. Bu nedenle İtalya'da hâlâ olağanüstü eğitimcilere sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Tutku, zekâ ve yaratıcılık bakımından olağanüstüler. Ve bu eğitimcilerin olduğu yerlerde çocuklar da tutkulu, meraklı ve hayata açık yetişiyorlar.Sayıca az olmayan bu durumların arasına son on yılda, tek amaçları basit işleri karmaşıklaştırmakmış gibi görünen ve yasama yetkisini elinde bulunduran bazı kişilerin akıldışı iradeleri sızmaya başladı. İlkokula bu adın verilmesinin nedeninin bu sınıflarda "ilk eğitim"in alınması olduğunu hatırlatmak isterim. Ne var ki belli bir noktada bazı parlak fikirli reformcular bu okulları modernleştirmeye ve onları "liselestirerek" günümüzün enformasyon zenginliğine uygun hale getirmeye kalkıştılar. Basitlik, özün yalınlığı, ılımlılık, modernlik adına yok edilmek istendi. Geleceğe yansıtılan çocuk, içinde yaşadığımız müthiş karmaşık zamanlarda, elbette kuşaklardan beri eğitimin belkemiğini oluşturan XIX. yüzyıl bilgileriyle yetinemezdi. Böylece her sabah, küçük Martina'nın, içinde sekiz kitap bulunan ağır sırt çantasının altında iki büklüm olarak okul yoluna düştüğünü görüyorum. İlkokul ikide sekiz kitap mı? **Tek bir hayat bilgisi kitabıyla eğitim alan biz cahil miyiz? Bir süre önce bir baba kaygıyla şöyle dedi bana: "Kızım asit yağmurları konusunda her şeyi
Küçük kızlarım, size şunu söylemek isterim; dünyada Kutsal Kitap'tan sonra en çok okunan ikinci kitap olan ve sizin de çok iyi bildiğiniz Pinokyo'nun yazarı İtalyan'dır.
Bu masalın iki kahramanı olan Kedi ve Tilki, kurnazlıklarıyla günümüzün ulusal karakterlerini yansıtır olmuşlardır. Geleceği dolandırmak her türlü aracı kullanarak devleti dolandırmak- toplumumuzun her düzeyinde yüzeysel neşeyle yapılan bir spor halini almıştır ve bu neşeyi rahatsız eden hiçbir gölge yok gibidir, çünkü kediler ve tilkiler çok basit bir gerçekliğin farkında değiller: Devlet biziz, kurnazlık ederek dolandırdığımız para aslında hastanelerin, okulların daha iyi işlemeleri, bu kültürün ayakta kalabilmesi için kullanılacak paraların ta kendisidir.
Size söylemek istediğim bir başka konu da ülkemizin bir kastlar ülkesi olduğudur: Bu kastlar İtalya'nın felç olmasına yol açan nedenlerden biridir, çünkü bir kasta ait olmak demek dokunulmaz olmak demektir ve bu dokunulmazlıkta erdemin değerine mutlak bir küçümsemeyle bakmak vardır.
Bu ülkenin yönetim şeklinin "gerontokrasi" yani yaşlılar yönetimi olduğunu ve iktidara gelen kişinin her ne
olursa olsun koltuğundan kalkmadığını da söylemek isterim size. Böyle olunca Avrupa'nın en yaşlı siyasileri bizim topraklarımızdadır. On sekiz yıldan bu yana yani İkinci Cumhuriyet'in yükselişiyle günlük çatışmalara, inatlaşmalara, hakaretlere, Guelfi ve Ghibellini arasındaki bağnazca bölünmelere tanık olmak zorunda kalıyoruz. Bu aralıksız ve kaba çete savaşı bir kısırlaşma yarattığı gibi yurttaşların umudunu da kırıyor; ayrıca böylesi bir kriz döneminde daha yapıcı biçimde kullanılabilecek enerjinin tüketilmesine neden oluyor. İtalya'da insanlar ancak "karşı" olmak için tanımlamalara girişiyorlar. Ya artık bunun yerine "için" olma zamanı geldiyse? Örneğin